If you already speak English, you have a head start in Turkish vocabulary. Many Turkish words were borrowed from English, French, or other European languages, and they look and sound close enough to their English counterparts that you can recognize them right away — words like doktor, sistem, and program. This page lists those familiar words, ranked by frequency, with example sentences so you can see each one in context.
Vocab Voyage turns this list into flashcards you can study for free after a quick email sign-up — no card and no password. You'll see an English prompt, type the Turkish word from memory, and the app schedules reviews using spaced repetition, so the words that need more practice come back more often. Accents are forgiven, which lets you focus on recalling the word itself, whether you're at A2 or already comfortable with Turkish grammar at C1.
Free forever · No card · No password
| # | Turkish | English | Type | Example |
|---|---|---|---|---|
| 1 | doktor | doctor | noun | Hastanede çalışan doktor çok deneyimli. |
| 2 | kontrol | control | noun | Durumu kontrol etmek için toplantı yapmalıyız. |
| 3 | film | film | noun | Bu akşam yeni bir film izlemek istiyorum. |
| 4 | dolar | dollar | noun | Bugün 1 dolar 8 lira oldu. |
| 5 | parti | party | noun | Bu akşam bir parti var. |
| 6 | normal | normal | adjective | Bugün hava normal seviyede. |
| 7 | grup | group | noun | Bugün büyük bir grup toplantısı var. |
| 8 | sistem | system | noun | Bu sistem çok karmaşık. |
| 9 | test | test | noun | Bu test çok zor görünüyor. |
| 10 | otel | hotel | noun | Yaz tatilinde bir otel rezervasyonu yaptık. |
| 11 | park | park | noun | Çocuklar parkta oynuyor. |
| 12 | kamera | camera | noun | Bu kamera çok kaliteli. |
| 13 | program | program | noun | Bugün bir program izlemek istiyorum. |
| 14 | bomba | bomb | noun | O bomba çok tehlikeli. |
| 15 | problem | problem | noun | Bu problem çözülmesi gereken bir durum. |
| 16 | risk | risk | noun | Yüksek risk almadan başarılı olamazsın. |
| 17 | üniversite | university | noun | O, en iyi üniversitede eğitim alıyor. |
| 18 | banka | bank | noun | Paramı banka yatırdım. |
| 19 | liste | list | noun | Alışverişe çıkmadan önce bir liste hazırlamak iyi bir fikirdir. |
| 20 | amerikan | american | adjective | amerikan kültürü, birçok ülkede etkili olmuştur. |
| 21 | bar | bar | noun | Arkadaşlarım bu barda buluşacak. |
| 22 | profesör | professor | noun | Üniversitedeki profesör ders veriyor. |
| 23 | metre | meter | noun | Bu odanın uzunluğu on metre. |
| 24 | kamp | camp | noun | Yaz tatilinde arkadaşlarımla kamp yapmayı planlıyorum. |
| 25 | spor | sport | noun | Sağlıklı kalmak için her gün spor yapmalıyız. |
| 26 | televizyon | television | noun | Akşamları televizyon izlemek çok keyifli. |
| 27 | operasyon | operation | noun | Doktor, operasyon sırasında çok dikkatli olmalı. |
| 28 | video | video | noun | Yeni bir video izlemek için sabırsızlanıyorum. |
| 29 | dna | dna | noun | Hücrelerde dna bulunur. |
| 30 | kilo | kilo | noun | Bu ay 2 kilo verdim, çok mutluyum. |
| 31 | hay | hay | noun | Onun hayali çok ilginç bir hikaye. |
| 32 | federal | federal | adjective | Ülkenin federal yapısı oldukça karmaşık. |
| 33 | alarm | alarm | noun | Sabah erken kalkmak için alarm kurdum. |
| 34 | vampir | vampire | noun | Gece vampir hikayeleri dinlemek eğlenceli. |
| 35 | model | model | noun | Yeni araba model çok şık görünüyor. |
| 36 | romantik | romantic | adjective | Bu film çok romantik bir hikaye anlatıyor. |
| 37 | kilometre | kilometer | noun | Evimiz buradan beş kilometre uzaklıkta. |
| 38 | pilot | pilot | noun | O, bir pilot olarak çalışıyor. |
| 39 | radyo | radio | noun | Arabada müzik dinlemek için radyo açtım. |
| 40 | jüri | jury | noun | Film yarışmasında jüri çok önemli bir rol oynuyor. |
| 41 | pizza | pizza | noun | Bugün akşam pizza sipariş edeceğiz. |
| 42 | virüs | virus | noun | Bu virüs çok hızlı yayılıyor. |
| 43 | terörist | terrorist | noun | O, bir terörist olarak yakalandı. |
| 44 | robot | robot | noun | Yeni robot ev işlerini yapabiliyor. |
| 45 | rock | rock | noun | Onun en sevdiği müzik türü rocktır. |
| 46 | maske | mask | noun | Havada virüs var, bu yüzden maske takmalıyız. |
| 47 | panik | panic | noun | Bir şeyler ters gittiğinde panik yapma. |
| 48 | balo | ball | noun | Yarın akşam büyük bir balo olacak. |
| 49 | helikopter | helicopter | noun | Gökyüzünde bir helikopter uçuyor. |
| 50 | metal | metal | noun | Bu kutu metal malzemeden yapılmış. |
| 51 | sivil | civil | adjective | O, sivil bir vatandaş. |
| 52 | ton | ton | noun | Bu elbisenin rengi çok güzel, ama biraz fazla ton. |
| 53 | golf | golf | noun | Hafta sonu golf oynamaya gideceğiz. |
| 54 | modern | modern | adjective | Bu bina çok modern bir tasarıma sahip. |
| 55 | stres | stress | noun | Çalışma stres sağlığımı etkiliyor. |
| 56 | form | form | noun | Spor formunu doldurmayı unuttum. |
| 57 | sinema | cinema | noun | Bu akşam sinema gitmek istiyorum. |
| 58 | popüler | popular | adjective | Bu şarkı son zamanlarda çok popüler oldu. |
| 59 | site | site | noun | Yeni bir site açıldı, çok ilginç görünüyor. |
| 60 | organ | organ | noun | Müzik aletleri arasında en büyük organ piyanodur. |
| 61 | moral | moral | noun | Arkadaşımın moral bozuk, ona destek olmalıyım. |
| 62 | petrol | petrol | noun | Ülkemizde petrol rezervleri oldukça fazladır. |
| 63 | üniforma | uniform | noun | Okulda herkes üniforma giymek zorunda. |
| 64 | gay | gay | adjective | O, açık bir gay olarak yaşıyor. |
| 65 | piyano | piano | noun | O, güzel bir piyano çalıyor. |
| 66 | tünel | tunnel | noun | Bu tünel çok uzun ve karanlık. |
| 67 | sembol | symbol | noun | Bu işaret bir sembol olarak kullanılıyor. |
| 68 | blok | block | noun | Yeni bir blok inşa ediliyor, çok heyecanlı. |
| 69 | travma | trauma | noun | Geçirdiği kaza sonrası büyük bir travma yaşadı. |
| 70 | jean | jeans | noun | Bugün jean pantolon giyeceğim. |
| 71 | internet | internet | noun | Evde internet bağlantısı çok hızlı. |
| 72 | plastik | plastic | adjective | Bu plastik şişeler geri dönüşüm için uygun. |
| 73 | final | final | noun | Bu yılki final çok heyecanlı geçecek. |
| 74 | stüdyo | studio | noun | Sanatçı, yeni albüm için stüdyo kiraladı. |
| 75 | transfer | transfer | noun | Futbolcu, yeni takıma transfer oldu. |
| 76 | zombi | zombie | noun | Filmdeki zombi çok korkutucuydu. |
| 77 | standart | standard | noun | Bu ürünün kalitesi standart değil. |
| 78 | genetik | genetic | adjective | Bu hastalık genetik bir sorun olabilir. |
| 79 | pasaport | passport | noun | Yurt dışına çıkmak için pasaport gerekli. |
| 80 | departman | department | noun | Şirketin departman müdürü çok çalışkan. |
| 81 | orijinal | original | adjective | Bu tablo, orijinal bir sanat eseridir. |
| 82 | albüm | album | noun | Yeni fotoğraflarımızı bir albüm içinde saklayalım. |
| 83 | medya | media | noun | medya haberleri takip ediyorum. |
| 84 | flört | flirt | noun | Gençler arasında flört yapmak oldukça yaygın. |
| 85 | tank | tank | noun | Askeri tanklar sınırda bekliyor. |
| 86 | minibüs | minibus | noun | Şehir içi ulaşım için minibüs kullanıyoruz. |
| 87 | roket | rocket | noun | Uzaya gidecek roket hazırlandı. |
| 88 | aktör | actor | noun | O, en sevdiğim aktör filmlerinde oynuyor. |
| 89 | gitar | guitar | noun | O, çok güzel bir gitar çalıyor. |
| 90 | tenis | tennis | noun | Yazın her hafta sonu tenis oynamayı severim. |
| 91 | performans | performance | noun | Bu yılki performans çok etkileyiciydi. |
| 92 | poker | poker | noun | Arkadaşlarla poker oynamayı seviyorum. |
| 93 | bud | bud | noun | Ağaçtaki bud yeni filizlenmeye başladı. |
| 94 | amiral | admiral | noun | Denizdeki en yüksek rütbeli subay amiral olarak görev yapar. |
| 95 | elektronik | electronic | adjective | Yeni elektronik cihazlar hayatımızı kolaylaştırıyor. |
| 96 | basketbol | basketball | noun | Akşam basketbol oynamaya gideceğim. |
| 97 | tümör | tumor | noun | Doktor, tümör hakkında bilgi verdi. |
| 98 | kola | cola | noun | Yemekte bir kola içmek istiyorum. |
| 99 | amber | amber | noun | Bu kolye amber taşından yapılmış. |
| 100 | pound | pound | noun | Bir kilo yaklaşık iki pound eder. |
| 101 | eroin | heroin | noun | eroin kullanımı ciddi sağlık sorunlarına yol açar. |
| 102 | sektör | sector | noun | Teknoloji sektörü hızla büyüyor. |
| 103 | cd | cd | noun | Müzik dinlemek için yeni bir cd aldım. |
| 104 | profil | profile | noun | Sosyal medyada yeni bir profil oluşturdum. |
| 105 | karavan | caravan | noun | Yaz tatilinde karavan ile seyahat etmeyi planlıyoruz. |
| 106 | protokol | protocol | noun | Toplantıda protokol kurallarına uyulmalı. |
| 107 | atom | atom | noun | Bir atom çok küçük bir parçacıktır. |
| 108 | gps | gps | noun | Yolda kaybolduğumda gps kullanıyorum. |
| 109 | votka | vodka | noun | Partide votka içmeyi tercih ettim. |
| 110 | kargo | cargo | noun | Bugün kargo gelecek. |
| 111 | mini | mini | adjective | Onun mini elbisesi çok şık. |
| 112 | kafe | cafe | noun | Arkadaşlarımla bir kafede buluşacağım. |
| 113 | hamburger | hamburger | noun | Bugün akşam yemeğinde hamburger yiyeceğiz. |
| 114 | oral | oral | adjective | oral sağlık kontrolleri önemlidir. |
| 115 | metro | metro | noun | Şehirde hızlıca gitmek için metro kullanmalısın. |
| 116 | terör | terror | noun | Dünya genelinde terör ile mücadele ediliyor. |
| 117 | sörf | surf | noun | Yaz tatilinde sörf yapmayı planlıyorum. |
| 118 | mafya | mafia | noun | Filmde bir mafya hikayesi var. |
| 119 | jet | jet | noun | Hızlı bir jet ile seyahat ettik. |
| 120 | hokey | hockey | noun | Kışın hokey oynamayı severim. |
| 121 | partner | partner | noun | Bu projede benim partner ile çalışıyorum. |
| 122 | norm | norm | noun | Toplumda kabul edilen norm değişiyor. |
| 123 | ninja | ninja | noun | O, bir ninja gibi hareket ediyor. |
| 124 | market | market | noun | Akşam yemeği için market gidiyorum. |
| 125 | versiyon | version | noun | Bu oyunun yeni versiyon çok eğlenceli. |
| 126 | dvd | dvd | noun | Film izlemek için bir dvd almayı unuttum. |
| 127 | organik | organic | adjective | Bu sebzeler organik olarak yetiştirilmiş. |
| 128 | gram | gram | noun | Bu elmanın ağırlığı bir gram. |
| 129 | serum | serum | noun | Doktor, hastaya bir serum verdi. |
| 130 | delta | delta | noun | Nehir, burada geniş bir delta oluşturuyor. |
| 131 | art | art | noun | Bu yıl artış fiyatları çok yükseldi. |
| 132 | web | web | noun | Yeni bir web sitesi açmayı planlıyorum. |
| 133 | terapist | therapist | noun | Bir terapist ile konuşmak bana iyi geldi. |
| 134 | disk | disk | noun | Bilgisayarda bir disk var, veriler burada. |
| 135 | lazer | laser | noun | Yeni lazer cihazı çok etkili çalışıyor. |
| 136 | soda | soda | noun | Yemekte soda içmeyi seviyorum. |
| 137 | diyet | diet | noun | Sağlıklı bir diyet uygulamak önemli. |
| 138 | turist | tourist | noun | Şehirde birçok turist var. |
| 139 | tost | toast | noun | Kahvaltıda genellikle peynirli bir tost yerim. |
| 140 | data | data | noun | Yeni projede çok fazla data topladık. |
| 141 | federasyon | federation | noun | Spor federasyon yeni kurallar açıkladı. |
| 142 | koma | coma | noun | Hastanede bir hasta uzun süre koma içinde kaldı. |
| 143 | dijital | digital | adjective | Bu yeni telefonun ekranı çok dijital ve net görünüyor. |
| 144 | Latin | latin | adjective | Bu kitap Latin alfabesiyle yazılmış. |
| 145 | rehabilitasyon | rehabilitation | noun | Kaza geçirenler için rehabilitasyon merkezi açıldı. |
| 146 | gangster | gangster | noun | Filmdeki gangster karakter çok etkileyiciydi. |
| 147 | protesto | protest | noun | Halk, hükümeti protesto etmek için toplandı. |
| 148 | organizasyon | organization | noun | Bu etkinlik için bir organizasyon kurmalıyız. |
| 149 | ünite | unit | noun | Matematik dersinde yeni bir ünite öğreniyoruz. |
| 150 | limon | lemon | noun | Çayımda bir dilim limon istiyorum. |
| 151 | baron | baron | noun | Şehirde bir baron yaşıyor. |
| 152 | karma | karma | noun | Bu yemek biraz karma oldu. |
| 153 | cips | chips | noun | Sinema izlerken cips yemeyi severim. |
| 154 | sperm | sperm | noun | Bilim dersinde sperm hakkında konuşuldu. |
| 155 | dramatik | dramatic | adjective | Filmdeki dramatik sahneler izleyiciyi çok etkiledi. |
| 156 | pop | pop | noun | Bu pop müzik parçası herkesin dilinde. |
| 157 | skandal | scandal | noun | Olay, büyük bir skandal haline geldi. |
| 158 | menü | menu | noun | Restoranın menüsünde birçok seçenek var. |
| 159 | litre | liter | noun | Bu şişe bir litre su alıyor. |
| 160 | yoga | yoga | noun | Her sabah yoga yaparak güne başlıyorum. |
| 161 | rich | rich | adjective | O, çok rich bir aileden geliyor. |
| 162 | samuray | samurai | noun | Filmde bir samuray kahramanı vardı. |
| 163 | kardinal | cardinal | noun | Kilise, kardinal bir lider seçti. |
| 164 | euro | euro | noun | Yurt dışında alışveriş yaparken euro kullanmalıyız. |
| 165 | drama | drama | noun | Bu yıl okulda bir drama sergileyeceğiz. |
| 166 | lake | lake | noun | Ahşap masa, parlak bir lake ile kaplanmış. |
| 167 | sultan | sultan | noun | Tarihte birçok ünlü sultan yaşamıştır. |
| 168 | anormal | abnormal | adjective | Bugün hava anormal derecede sıcak. |
| 169 | radar | radar | noun | Uçak, radar ile takip ediliyor. |
| 170 | penguen | penguin | noun | Hayvanat bahçesinde bir penguen gördüm. |
| 171 | ideal | ideal | adjective | Bu, benim için ideal bir çözüm. |
| 172 | depresyon | depression | noun | Uzun süre depresyon geçirdim. |
| 173 | rusty | rusty | adjective | Eski kapı rusty ve gıcırdıyor. |
| 174 | motel | motel | noun | Yolda bir motel bulduk. |
| 175 | noun | Bugün mail göndermeyi unuttum. | ||
| 176 | vagon | wagon | noun | Trenin vagonları oldukça kalabalıktı. |
| 177 | bowling | bowling | noun | Arkadaşlarımla bowling oynamaya gideceğiz. |
| 178 | opera | opera | noun | Bu akşam opera izlemeye gideceğiz. |
| 179 | manuel | manual | adjective | Bu makine manuel olarak çalışıyor, elektrik yok. |
| 180 | burger | burger | noun | Yeni açılan restoranda en iyi burger var. |
| 181 | editör | editor | noun | Derginin editörü yeni yazıları kontrol ediyor. |
| 182 | avatar | avatar | noun | Oyun karakterinin avatar çok ilginç görünüyor. |
| 183 | karbon | carbon | noun | karbon ayak izi, çevre için önemlidir. |
| 184 | radikal | radical | adjective | Bu konuda radikal değişiklikler yapılması gerekiyor. |
| 185 | senatör | senator | noun | Ülkemizin en genç senatör seçildi. |
| 186 | mutant | mutant | noun | Bu filmdeki mutant çok ilginç bir karakter. |
| 187 | sprey | spray | noun | Duvarları boyamak için sprey kullanmalıyız. |
| 188 | süper | super | adjective | Bu film gerçekten süper, herkese tavsiye ederim. |
| 189 | kuantum | quantum | noun | kuantum fiziği, modern bilimin önemli bir dalıdır. |
| 190 | melodi | melody | noun | Bu şarkının melodi çok güzel. |
| 191 | terim | term | noun | Bu alandaki özel terimleri öğrenmelisin. |
| 192 | duble | double | adjective | Bu film duble versiyonuyla gösterilecek. |
| 193 | forma | form | noun | Takımın yeni formaları çok güzel. |
| 194 | lira | lira | noun | Bu ürünün fiyatı 50 lira. |
| 195 | diplomatik | diplomatic | adjective | İki ülke arasında diplomatik ilişkiler geliştirilmelidir. |
| 196 | plazma | plasma | noun | Doktor, hastanın plazma seviyesini kontrol etti. |
| 197 | lila | lilac | noun | Duvarlar lila renkte boyanmış. |
| 198 | sensör | sensor | noun | Kapının sensör çalışmıyor gibi görünüyor. |
| 199 | jeneratör | generator | noun | Elektrik kesildi, jeneratör çalıştırmalıyız. |
| 200 | meteor | meteor | noun | Gece gökyüzünde bir meteor gördüm. |
| 201 | senato | senate | noun | Yeni yasa tasarısı senato tarafından onaylandı. |
| 202 | karate | karate | noun | Çocuklar karate derslerine katılıyor. |
| 203 | ring | ring | noun | Boks ring çok heyecanlıydı. |
| 204 | protein | protein | noun | Süt, yoğurt ve et, yüksek miktarda protein içerir. |
| 205 | formül | formula | noun | Bu matematik sorusunun formül çok karmaşık. |
| 206 | paralel | parallel | adjective | İki paralel çizgi asla kesişmez. |
| 207 | vitamin | vitamin | noun | Meyveler, vücudumuz için gerekli vitaminleri içerir. |
| 208 | fantastik | fantastic | adjective | Filmdeki özel efektler gerçekten fantastik ve etkileyiciydi. |
| 209 | rap | rap | noun | Gençler arasında rap müziği çok popüler. |
| 210 | finanse | to finance | verb | Projeyi finanse etmek için sponsor arıyoruz. |
| 211 | puding | pudding | noun | Tatlı olarak puding yapmayı planlıyorum. |
| 212 | torpido | torpedo | noun | Arabanın torpido gözlüklerim için ideal. |
| 213 | good | good | adjective | Bu yemek gerçekten good görünüyor. |
| 214 | erotik | erotic | adjective | Bu film biraz erotik içeriyor. |
| 215 | ironik | ironic | adjective | Onun bu durumu ironik bir şekilde komikti. |
| 216 | aspirin | aspirin | noun | Başım ağrıyor, bir aspirin alacağım. |
| 217 | hippi | hippie | noun | O, bir hippi gibi giyiniyor. |
| 218 | ego | ego | noun | Onun ego çok yüksek, bu yüzden zor anlaşılıyor. |
| 219 | kampüs | campus | noun | Üniversitenin kampüs çok güzel. |
| 220 | dekan | dean | noun | Üniversitenin dekanı çok deneyimli. |
| 221 | flaş | flash | noun | Fotoğraf çekerken flaş kullanmayı unuttum. |
| 222 | noun | Öğretmenime e-mail göndermeyi unuttum. | ||
| 223 | adrenalin | adrenaline | noun | Dağda yürümek bana adrenalin veriyor. |
| 224 | soya | soy | noun | soya fasulyesi sağlıklı bir besin. |
| 225 | kabin | cabin | noun | Denizdeki kabin çok konforluydu. |
| 226 | global | global | adjective | Bu sorun global bir mesele haline geldi. |
| 227 | yoğurt | yogurt | noun | Sabah kahvaltısında yoğurt yedim. |
| 228 | manga | manga | noun | Çocuklar manga okumayı seviyor. |
| 229 | hormon | hormone | noun | Vücudumuzdaki hormon dengesi çok önemlidir. |
| 230 | tango | tango | noun | Gece kulübünde tango dans etmeyi çok seviyorum. |
| 231 | meditasyon | meditation | noun | Her sabah meditasyon yapmayı seviyorum. |
| 232 | mat | mat | noun | Oyun sonunda rakibim beni mat etti. |
| 233 | limit | the limit | noun | Bu ay harcama limit aşılmamalı. |
| 234 | ufo | ufo | noun | Gece gökyüzünde bir ufo gördüm. |
| 235 | nota | note | noun | Müzik dersinde her nota önemlidir. |
| 236 | tampon | tampon | noun | Aracın tampon kısmı hasar gördü. |
| 237 | basket | basket | noun | Spor salonunda basket oynamayı seviyorum. |
| 238 | vajina | vagina | noun | Kadın sağlığı konusunda vajina hakkında bilgi edinmek önemlidir. |
| 239 | paşa | pasha | noun | O, köyün en zengin paşa olarak bilinir. |
| 240 | atm | atm | noun | Para çekmek için en yakın atm bulmalıyım. |
| 241 | demokratik | democratic | adjective | Ülkemiz demokratik bir yapıya sahiptir. |
| 242 | mikro | micro | adjective | Bu mikro dalgalar, iletişimde kullanılır. |
| 243 | stratejik | strategic | adjective | Şirketin stratejik planları çok önemli. |
| 244 | suşi | sushi | noun | Japon restoranında suşi sipariş ettik. |
| 245 | panda | panda | noun | Hayvanat bahçesinde bir panda var. |
| 246 | pike | pike | noun | Yatakta bir pike kullanmayı seviyorum. |
| 247 | reaktör | reactor | noun | Yeni reaktör projesi, enerji üretiminde devrim yaratabilir. |
| 248 | miligram | milligram | noun | İlaç dozu genellikle miligram cinsinden ölçülür. |
| 249 | helal | halal | adjective | Bu yemek helal ve sağlıklı. |
| 250 | villa | villa | noun | Yaz tatilinde deniz kenarında bir villa kiraladık. |
| 251 | spagetti | spaghetti | noun | Bugün akşam yemeğinde spagetti yapacağım. |
| 252 | blues | blues | noun | Bu akşam blues müziği dinleyeceğim. |
| 253 | lime | lime | noun | Salatada lime kullanmayı seviyorum. |
| 254 | bong | bong | noun | Arkadaşım yeni bir bong aldı. |
| 255 | kartel | cartel | noun | Bu kartel birçok şirketi kapsıyor. |
| 256 | siren | siren | noun | Ambulansın siren sesi uzaktan duyuluyor. |
| 257 | panel | panel | noun | Bugün bir panel düzenlenecek. |
| 258 | direktör | director | noun | Okulun direktör toplantıya katılacak. |
| 259 | demokrat | democrat | noun | O, bir demokrat olarak tanınır. |
| 260 | disko | disco | noun | Bu akşam diskoda eğleneceğiz. |
| 261 | town | town | noun | Küçük bir town da yaşıyorum. |
| 262 | berber | barber | noun | Bugün berber gidip saçımı kestireceğim. |
| 263 | joker | joker | noun | O, her zaman joker gibi davranıyor. |
| 264 | bank | bank | noun | Parkta bir bank oturmak için. |
| 265 | poster | poster | noun | Oda duvarında bir poster asılı duruyor. |
| 266 | flora | flora | noun | Bu bölgede zengin bir flora var. |
| 267 | fit | fit | adjective | Düzenli spor yaparak fit kalabilirsin. |
| 268 | klan | clan | noun | Bu klan uzun yıllardır bir arada yaşıyor. |
| 269 | vale | valet | noun | Otelin vale arabamı park etti. |
| 270 | konvoy | convoy | noun | Askerlerin konvoy yolda ilerliyordu. |
| 271 | antibiyotik | antibiotic | noun | Doktor, bana bir antibiyotik yazdı. |
| 272 | marihuana | marijuana | noun | Bu bitki marihuana olarak kullanılıyor. |
| 273 | waffle | waffle | noun | Kahvaltıda waffle yemeyi seviyorum. |
| 274 | adapte | to adapt | verb | Yeni duruma adapte olmak kolay değil. |
| 275 | hot | hot | adjective | Bugün hava çok hot. |
| 276 | slogan | slogan | noun | Şirketin yeni slogan çok dikkat çekici. |
| 277 | majeste | majesty | noun | Kraliçe, halkın önünde büyük bir majeste ile yürüdü. |
| 278 | figür | figure | noun | Sanatçı, sergide bir figür sergiledi. |
| 279 | plaza | plaza | noun | Şehir merkezindeki plaza çok yüksektir. |
| 280 | karaoke | karaoke | noun | Arkadaşlarla karaoke yapmayı çok seviyorum. |
| 281 | hipnotize | to hypnotize | verb | Bu gösteri beni hipnotize etti. |
| 282 | maraton | marathon | noun | Yarın bir maraton koşulacak. |
| 283 | kramp | cramp | noun | Spor yaparken bacağımda kramp girdi. |
| 284 | eskort | escort | noun | O, bir eskort olarak çalışıyor. |
| 285 | kobra | cobra | noun | Bahçede bir kobra gördüm, çok korktum. |
| 286 | fan | fan | noun | O, en büyük fanıdır. |
| 287 | diploma | diploma | noun | Üniversiteden mezun olduktan sonra diploma almayı unutma. |
| 288 | mafia | mafia | noun | Filmdeki karakterler, bir mafia ile işbirliği yapıyor. |
| 289 | stadyum | stadium | noun | Maç için stadyum çok kalabalık oldu. |
| 290 | operatör | operator | noun | Telefon operatör ile görüşmek istiyorum. |
| 291 | bikini | bikini | noun | Plajda yeni bir bikini giydim. |
| 292 | hacker | hacker | noun | Bir hacker bilgisayar sistemine girdi. |
| 293 | kanyon | canyon | noun | Bu kanyon manzarası harika. |
| 294 | sponsor | sponsor | noun | Etkinliğin sponsor firması çok büyük. |
| 295 | element | element | noun | Su, en önemli elementlerden biridir. |
| 296 | liberal | liberal | adjective | O, liberal görüşlere sahip bir politikacı. |
| 297 | ultra | ultra | adjective | Bu ultra hızlı bir araba. |
| 298 | tablet | tablet | noun | Yeni bir tablet aldım. |
| 299 | faktör | factor | noun | Başarıda en önemli faktör çalışmaktır. |
| 300 | sodyum | sodium | noun | Besinlerde sodyum miktarına dikkat etmeliyiz. |
| 301 | travmatik | traumatic | adjective | Geçirdiği kaza, onun için travmatik bir deneyimdi. |
| 302 | latte | latte | noun | Kahve dükkanında bir latte sipariş ettim. |
| 303 | cool | cool | adjective | Bu yeni telefon gerçekten çok cool. |
| 304 | parlamento | parliament | noun | Ülkede önemli değişiklikler parlamento tartışılıyor. |
| 305 | rice | rice | noun | Yemekte bol miktarda rice vardı, herkes sevdi. |
| 306 | key | key | noun | Bu key ile kapıyı açabilirsin. |
| 307 | moleküler | molecular | adjective | Bu deney, moleküler düzeyde incelenecek. |
| 308 | punk | punk | noun | Onun tarzı tamamen punk. |
| 309 | organizma | organism | noun | Her canlı bir organizmadır ve farklı sistemlerden oluşur. |
| 310 | cent | cent | noun | Bu ürünün fiyatı beş cent. |
| 311 | platform | platform | noun | Bu proje için yeni bir platform oluşturmalıyız. |
| 312 | kondom | condom | noun | Güvenli cinsel ilişki için kondom kullanmalıyız. |
| 313 | real | real | adjective | Bu tablo real bir sanat eseridir. |
| 314 | loto | lotto | noun | Bu akşam loto çekilişi var. |
| 315 | süit | suite | noun | Otelin süit odasında kalacağız. |
| 316 | sosyalist | socialist | adjective | O, sosyalist bir partinin üyesidir. |
| 317 | panter | panther | noun | Hayvanat bahçesinde bir panter vardı. |
| 318 | tempo | tempo | noun | Koşarken tempo tutmak önemlidir. |
| 319 | bovling | bowling | noun | Hafta sonu bovling oynamaya gideceğiz. |
| 320 | magazin | magazine | noun | Bugün magazin dergisi almayı unuttum. |
| 321 | cemre | cemre | noun | İlk cemre baharın habercisidir. |
| 322 | propaganda | propaganda | noun | Bu propaganda çok etkili oldu. |
| 323 | sadist | sadist | noun | O, bir sadist gibi davranıyor. |
| 324 | mine | mine | noun | Bu mine çok değerli bir taş. |
| 325 | artist | artist | noun | O, sahnede bir artist gibi performans sergiledi. |
| 326 | dark | dark | adjective | Bu film oldukça dark bir temaya sahip. |
| 327 | donut | donut | noun | Kahvaltıda donut yemeyi çok seviyorum. |
| 328 | leopar | leopard | noun | Ormanda bir leopar gördüm, çok güzeldi. |
| 329 | elit | elite | adjective | Bu okul, elit bir eğitim sunuyor. |
| 330 | mika | mica | noun | Bu lamba mika ile kaplanmış. |
| 331 | simülasyon | simulation | noun | Bu simülasyon oyunu çok gerçekçi buldum. |
| 332 | termal | thermal | adjective | Bu oteldeki havuz, çok sıcak ve termal suya sahip. |
| 333 | banknot | banknote | noun | Cebimde bir banknot buldum. |
| 334 | fosil | fossil | noun | Müzede bir dinozor fosil sergileniyor. |
| 335 | paranoya | paranoia | noun | Onun paranoya yüzünden arkadaşlarıyla sorun yaşıyor. |
| 336 | jazz | jazz | noun | Bu akşam bir jazz konserine gideceğim. |
| 337 | fa | fa | noun | Müzikteki fa notası çok önemlidir. |
| 338 | minimum | minimum | adjective | Bu iş için minimum ücret çok düşük. |
| 339 | dart | dart | noun | Arkadaşlarımla dart oynamayı seviyorum. |
| 340 | tonik | tonic | noun | Cildim için özel bir tonik kullanıyorum. |
| 341 | Suudi | saudi | adjective | Suudi kültürü oldukça zengindir. |
| 342 | filtre | filter | noun | Su filtre sistemi çok etkilidir. |
| 343 | terminal | terminal | noun | Uçak terminal çok kalabalıktı. |
| 344 | turbo | turbo | noun | Aracımda turbo motor var. |
| 345 | kris | kris | noun | Elimdeki kris çok keskin. |
| 346 | steroid | steroid | noun | Bu ilaç bir steroid içeriyor. |
| 347 | tweet | tweet | noun | Sosyal medyada bir tweet attım. |
| 348 | formalite | formality | noun | Toplantıda sadece formalite olarak bulunacağım. |
| 349 | donör | donor | noun | Organ donör bulmak zor bir süreçtir. |
| 350 | medikal | medical | adjective | medikal cihazlar hastanelerde kullanılır. |
| 351 | soon | soon | adverb | Toplantı soon başlayacak. |
| 352 | alüminyum | aluminum | noun | Bu kutu alüminyum malzemeden yapılmış. |
| 353 | flüt | flute | noun | Müzik dersinde flüt çalmayı öğreniyoruz. |
| 354 | spot | spot | noun | Oyun alanında bir spot var, dikkatli olmalısın. |
| 355 | trol | troll | noun | İnternetteki trol yorumları ciddiye alma. |
| 356 | bowl | bowl | noun | Sofrada bir bowl var, meyve koyabilirsin. |
| 357 | nano | nano | noun | Bu nano teknoloji gelecekte çok önemli olacak. |
| 358 | blog | blog | noun | Yeni bir blog açmayı düşünüyorum. |
| 359 | zebra | zebra | noun | Yolda bir zebra gördüm, dikkatli olmalıyız. |
| 360 | şurup | syrup | noun | Hastayken şurup içmek iyi gelir. |
| 361 | seminer | seminar | noun | Bugün bir seminer düzenlenecek. |
| 362 | monitör | monitor | noun | Bilgisayarımın monitör bozuldu. |
| 363 | baro | bar | noun | Avukatlar, baro üyesidir. |
| 364 | püre | puree | noun | Patates püre yapmak çok kolay. |
| 365 | sake | sake | noun | Japon restoranında sake içmeyi denedim. |
| 366 | tropikal | tropical | adjective | Tatil için tropikal bir adaya gitmek istiyorum. |
| 367 | maskot | mascot | noun | Okulun maskot her yıl festivale katılır. |
| 368 | lama | llama | noun | Hayvanat bahçesinde bir lama gördüm. |
| 369 | uranyum | uranium | noun | Nükleer enerji için uranyum kullanılır. |
| 370 | ritüel | ritual | noun | Bu ritüel her yıl tekrarlanır. |
| 371 | domino | domino | noun | Arkadaşlarımla domino oynamayı seviyorum. |
| 372 | milkshake | milkshake | noun | Çikolatalı milkshake sipariş ettim. |
| 373 | pin | pin | noun | Anahtarımı bulmak için pin kullanmalıyım. |
| 374 | bonus | bonus | noun | Bu ayki maaşına ek olarak bir bonus alacak. |
| 375 | telepatik | telepathic | adjective | İkisi arasında telepatik bir bağ olduğunu düşünüyorum. |
| 376 | guru | guru | noun | O, yoga konusunda bir guru olarak tanınıyor. |
| 377 | atlas | atlas | noun | Bu atlas harita çok detaylı. |
| 378 | hare | hare | noun | Kedim bahçede bir hare gördü. |
| 379 | bando | band | noun | Okulda bir bando kuruldu. |
| 380 | bug | bug | noun | Bilgisayarımda bir bug oluştu. |
| 381 | lens | lens | noun | Gözlük yerine lens kullanmayı tercih ediyorum. |
| 382 | fin | fin | noun | Yüzme havuzunda fin kullanmak zorundayız. |
| 383 | scooter | scooter | noun | Çocuk, yeni aldığı scooter ile parka gitti. |
| 384 | süpermarket | supermarket | noun | Yemek almak için süpermarket gidiyorum. |
| 385 | hostes | hostess | noun | Uçakta hostes yolculara hizmet ediyor. |
| 386 | motivasyon | motivation | noun | Başarı için motivasyon çok önemlidir. |
| 387 | break | to break | verb | Ders arasında bir break vermeliyiz. |
| 388 | kit | kit | noun | Bu kit çok ilginç bilgiler içeriyor. |
| 389 | laptop | laptop | noun | Yeni laptop aldım, çok hızlı çalışıyor. |
| 390 | vanilya | vanilla | noun | Bu kekin içinde vanilya var. |
| 391 | lotus | lotus | noun | Bahçemde bir lotus çiçeği var. |
| 392 | ping | ping | noun | Oyun sırasında ping atmayı unutma. |
| 393 | patent | patent | noun | Yeni icadım için patent almak istiyorum. |
| 394 | milimetre | millimeter | noun | Bu cetvelde milimetre cinsinden ölçüm yapabilirsin. |
| 395 | wild | wild | adjective | Bu hayvanlar doğada wild bir şekilde yaşıyor. |
| 396 | t-shirt | t-shirt | noun | Yazın rahat bir t-shirt giymek iyi olur. |
| 397 | dam | dam | noun | Evin damı onarılmayı bekliyor. |
| 398 | şarapnel | shrapnel | noun | Savaş alanında şarapnel parçaları bulundu. |
| 399 | oval | oval | adjective | Bu masa oval şeklinde. |
| 400 | stok | stock | noun | Marketin stok durumu iyi değil. |
| 401 | bono | bond | noun | Bu ay sonunda bir bono almayı planlıyorum. |
| 402 | port | port | noun | Bu port üzerinden yük taşınıyor. |
| 403 | inn | inn | noun | Küçük bir inn da kalmayı düşünüyoruz. |
| 404 | mango | mango | noun | Yaz mevsiminde mango yemeyi severim. |
| 405 | pretty | pretty | adjective | O, gerçekten pretty bir elbise giymiş. |
| 406 | x-ray | x-ray | noun | Doktor, x-ray çektirmek istedi. |
| 407 | ramen | ramen | noun | Bugün akşam ramen yapacağım. |
| 408 | zurna | zurna | noun | Düğünde zurna çalındı. |
| 409 | sülfür | sulfur | noun | Bu kimyasalın içinde sülfür bulunuyor. |
| 410 | traktör | tractor | noun | Bahçede bir traktör çalışıyor. |
| 411 | dram | drama | noun | Bu film bir dram içeriyor. |
| 412 | bufalo | buffalo | noun | Hayvanat bahçesinde bir bufalo gördüm, çok büyüktü. |
| 413 | soprano | soprano | noun | Konserde bir soprano şarkı söyledi, sesi harikaydı. |
| 414 | mortgage | mortgage | noun | Yeni bir ev almak için mortgage başvurusu yaptık. |
| 415 | rouge | rouge | noun | Makyaj çantamda bir rouge var, çok seviyorum. |
| 416 | galon | gallon | noun | Bu tankta bir galon su var. |
| 417 | hiper | hyper | adjective | Bugün çok hiper hissediyorum, her şey beni heyecanlandırıyor. |
| 418 | diktatör | dictator | noun | Ülkede bir diktatör yönetimi var. |
| 419 | sound | sound | noun | Yeni müzik parçasının sound çok hoşuma gitti. |
| 420 | link | link | noun | Web sitemdeki link tıklayın. |
| 421 | anomali | anomaly | noun | Bu veride bir anomali tespit edildi. |
| 422 | full | full | adjective | Bu otobüs full, başka yolcu alamayız. |
| 423 | kameraman | cameraman | noun | O, bir kameraman olarak çalışıyor. |
| 424 | kaftan | kaftan | noun | Düğünde geleneksel bir kaftan giydim. |
| 425 | okey | okey | noun | Akşam arkadaşlarla okey oynamayı planlıyoruz. |
| 426 | hologram | hologram | noun | Müze, bir hologram sergiliyor. |
| 427 | kapitalist | capitalist | noun | O, bir kapitalist sistemin savunucusudur. |
| 428 | veranda | veranda | noun | Evimizin verandasında oturmayı seviyorum. |
| 429 | mri | mri | noun | Doktor, mri çekilmesini istedi. |
| 430 | paund | pound | noun | Bu ürünün fiyatı 50 paund olarak belirlendi. |
| 431 | helyum | helium | noun | Balonlar helyum ile doldurulursa havada kalır. |
| 432 | vodka | vodka | noun | Partide herkes vodka içiyordu. |
| 433 | brifing | briefing | noun | Toplantıdan önce bir brifing yapılacak. |
| 434 | lolipop | lollipop | noun | Çocuklar lolipop almayı çok sever. |
| 435 | cola | cola | noun | Yemekte bir cola içmeyi tercih ediyorum. |
| 436 | divan | divan | noun | Odaya yeni bir divan aldık. |
| 437 | mineral | mineral | noun | Su, birçok mineral içerir. |
| 438 | illegal | illegal | adjective | Bu tür faaliyetler illegal kabul ediliyor. |
| 439 | steril | sterile | adjective | Ameliyat öncesi tüm aletler steril olmalıdır. |
| 440 | fanatik | fanatic | noun | O, futbol takımı için bir fanatik. |
| 441 | tofu | tofu | noun | Vejetaryenler için tofu harika bir protein kaynağıdır. |
| 442 | ruble | ruble | noun | Rusya'da para birimi ruble olarak bilinir. |
| 443 | gladyatör | gladiator | noun | Filmdeki gladyatör dövüş sahneleri çok heyecanlıydı. |
| 444 | mouse | mouse | noun | Bilgisayarımın mouse bozuldu. |
| 445 | sushi | sushi | noun | Bugün akşam yemeğinde sushi yiyeceğiz. |
| 446 | feminist | feminist | noun | O, bir feminist olarak tanınıyor. |
| 447 | piyanist | pianist | noun | Konserde bir piyanist çalacak. |
| 448 | hamster | hamster | noun | Evde bir hamster besliyoruz. |
| 449 | denim | denim | noun | Yeni denim ceketimi giydim. |
| 450 | sedan | sedan | noun | Yeni aldığımız sedan çok konforlu. |
| 451 | diplomat | diplomat | noun | O, uluslararası bir diplomat olarak çalışıyor. |
| 452 | sonik | sonic | adjective | Bu sonik dalgalar çok hızlıdır. |
| 453 | dinar | dinar | noun | Bu paranın değeri dinar çok yüksek. |
| 454 | mega | mega | adjective | Bu etkinlik gerçekten mega bir organizasyon. |
| 455 | klip | clip | noun | Yeni müzik klip çok beğenildi. |
| 456 | titanyum | titanium | noun | Bu bileşen titanyum ile güçlendirilmiştir. |
| 457 | atomik | atomic | adjective | Bu araştırma atomik enerji üzerine yoğunlaşıyor. |
| 458 | aura | aura | noun | Onun etrafında her zaman bir aura hissediyorum. |
| 459 | gala | gala | noun | Bu akşam büyük bir gala var. |
| 460 | demo | demo | noun | Yeni ürünün demo sunumu çok ilgi çekti. |
| 461 | ironi | irony | noun | Onun sözlerinde bir ironi vardı. |
| 462 | modül | module | noun | Bu modül eğitim programının bir parçası. |
| 463 | restore | to restore | verb | Eski evi restore etmek için para biriktiriyoruz. |
| 464 | bolt | bolt | noun | Kapının bolt kırılmış, hemen tamir etmeliyiz. |
| 465 | SUV | suv | noun | Yeni bir SUV almak istiyorum. |
| 466 | spiral | spiral | noun | Defterin spiral kenarı çok güzel. |
| 467 | banner | banner | noun | Web sitesinde büyük bir banner var. |
| 468 | magnum | magnum | noun | Dondurma magnum çok lezzetli. |
| 469 | navigasyon | navigation | noun | Araba navigasyon sistemi çok kullanışlı. |
| 470 | pipo | pipe | noun | Büyükbabanın pipo kullanmayı sevdiğini biliyorum. |
| 471 | dekor | decor | noun | Oda dekor çok şık. |
| 472 | tsunami | tsunami | noun | Geçen yıl tsunami büyük hasara yol açtı. |
| 473 | arena | arena | noun | Savaş arena çok kalabalıktı. |
| 474 | Pakistanlı | pakistani | noun | Pakistanlı arkadaşım çok misafirperver. |
| 475 | neon | neon | noun | Bu tabela neon ışıklarla süslü. |
| 476 | materyal | material | noun | Bu projede kullanacağımız materyal çok kaliteli olmalı. |
| 477 | prostat | prostate | noun | Erkeklerde prostat sağlığına dikkat etmek önemlidir. |
| 478 | matador | matador | noun | matador arenada boğayı yenen cesur bir kişidir. |
| 479 | nitrojen | nitrogen | noun | Hava, %78 oranında nitrojen gazı içerir. |
| 480 | kriminal | criminal | adjective | Olay, kriminal bir araştırma gerektiriyor. |
| 481 | anatomi | anatomy | noun | anatomi dersinde insan vücudunu öğreniyoruz. |
| 482 | çello | cello | noun | O, çello çalmayı çok seviyor. |
| 483 | smash | to smash | verb | Topu smash ile vurmalısın. |
| 484 | hangar | hangar | noun | Uçaklar, büyük hangar içinde park edilir. |
| 485 | jumper | jumper | noun | Bugün çok soğuk, o yüzden jumper giymeliyim. |
| 486 | portal | portal | noun | Yeni bir portal açıldı, hemen denemelisin. |
| 487 | tiny | tiny | adjective | Bu tiny evde her şey çok düzenli. |
| 488 | trompet | trumpet | noun | Müzik dersinde trompet çalmayı öğrendim. |
| 489 | pankreas | pancreas | noun | pankreas sağlığı, sindirim için önemlidir. |
| 490 | kebap | kebab | noun | Akşam yemeğinde kebap yemeyi planlıyoruz. |
| 491 | proton | proton | noun | Bir proton, atomun temel parçacıklarından biridir. |
| 492 | sistematik | systematic | adjective | Çalışmalarımız sistematik bir şekilde ilerliyor. |
| 493 | arsenik | arsenic | noun | Bu madde arsenik içeriyor, dikkatli olmalısın. |
| 494 | polen | pollen | noun | Bahar geldiğinde polen alerjisi artar. |
| 495 | elektron | electron | noun | Bir elektron atomun en küçük parçacığıdır. |
| 496 | wi-fi | wi-fi | noun | Evdeki wi-fi bağlantısı çok yavaş. |
| 497 | astronomi | astronomy | noun | astronomi dersinde yıldızları öğreniyoruz. |
| 498 | volt | volt | noun | Elektrik volt ölçümü yapmalıyız. |
| 499 | karamel | caramel | noun | Bu şeker karamel tadında. |
| 500 | goblin | goblin | noun | Masalda bir goblin vardı, çok komikti. |
They're words that Turkish and English have in common, usually because Turkish borrowed a term from English, French, or another European language, so the spelling and sound are close enough for an English speaker to recognize — doktor for doctor, or program for program.
Spaced repetition schedules each flashcard for review at increasing intervals, so even cognates you feel you already know get reinforced until the Turkish spelling and pronunciation stick, rather than staying passively recognizable.
Not usually. Most are close but not identical, because Turkish spelling is phonetic and follows its own rules, so you'll see small, predictable shifts like kontrol for control or profesör for professor.
Learn Turkish · Words · Nouns · Verbs · Adjectives · Adverbs · Catalan vs Turkish: nearly identical words · Czech vs Turkish: nearly identical words · Danish vs Turkish: nearly identical words · Dutch vs Turkish: nearly identical words · Finnish vs Turkish: nearly identical words · French vs Turkish: nearly identical words · German vs Turkish: nearly identical words · Indonesian vs Turkish: nearly identical words · Italian vs Turkish: nearly identical words · Norwegian vs Turkish: nearly identical words · Polish vs Turkish: nearly identical words · Portuguese vs Turkish: nearly identical words · Romanian vs Turkish: nearly identical words · Spanish vs Turkish: nearly identical words · Swedish vs Turkish: nearly identical words · How many Turkish words do you need? · Turkish City & Places vocabulary · Turkish Talking & Communication vocabulary · Turkish Art & Culture vocabulary · Turkish Describing Things vocabulary · Turkish Emotions & Personality vocabulary · Turkish Family & People vocabulary · Turkish Food & Drink vocabulary · Turkish Health & the Body vocabulary · Turkish Home & Daily Life vocabulary · Turkish Money & Finance vocabulary · Turkish Nature & Animals vocabulary · Turkish Numbers & Quantities vocabulary · Turkish School & Learning vocabulary · Turkish Shopping & Clothes vocabulary
Free forever · No card · No password