Food and drink vocabulary is some of the most useful Turkish you can learn, because you'll use it every day: ordering çay or kahve, reading a menu, or telling someone a meal is lezzetli. This list covers core nouns and verbs behind eating and drinking in Turkish, from ekmek and peynir to içmek and tat, each with a short example sentence so you can see the word at work.
Rather than memorising an isolated list, treat these words as building blocks: pair a drink (bira, şarap, çay) with a verb (içmek), or a food noun (yumurta, tavuk, balık) with an adjective (lezzetli). In Vocab Voyage you type the Turkish word for an English prompt, and the spaced-repetition schedule brings back the ones you're shakiest on until they stick.
Free forever · No card · No password
| # | Turkish | English | Type | Example |
|---|---|---|---|---|
| 1 | içmek | to drink | verb | Sıcak havalarda su içmek çok önemlidir. |
| 2 | kahve | coffee | noun | Sabahları kahve içmeden uyanamam. |
| 3 | içki | alcohol | noun | Partide çok fazla içki vardı. |
| 4 | balık | fish | noun | Akşam yemeğinde balık pişireceğim. |
| 5 | yiyecek | food | noun | Pazardan taze yiyecek aldım. |
| 6 | bira | beer | noun | Akşam yemeğinde bir şişe bira içeceğim. |
| 7 | şeker | sugar | noun | Kahveme bir kaşık şeker ekledim. |
| 8 | şarap | wine | noun | Akşam yemeğinde şarap içmeyi planlıyorum. |
| 9 | çay | tea | noun | Sabahları çay içmeyi severim. |
| 10 | tad | taste | noun | Bu yemeğin tadı harika. |
| 11 | tavuk | chicken | noun | Akşam yemeğinde tavuk pişireceğim. |
| 12 | atış | shot | noun | Basketbol maçında onun atış çok başarılıydı. |
| 13 | yumurta | egg | noun | Kahvaltıda bir tane yumurta pişirdim. |
| 14 | un | flour | noun | Pasta yapmak için un lazım. |
| 15 | meyve | fruit | noun | Sağlıklı beslenmek için bolca meyve yemeliyiz. |
| 16 | kahvaltı | breakfast | noun | Sabahları sağlıklı bir kahvaltı yapmalıyız. |
| 17 | ekmek | bread | noun | Sabah kahvaltısında taze ekmek yedik. |
| 18 | tat | taste | noun | Bu yemeğin tat çok güzel. |
| 19 | pasta | cake | noun | Doğum günü için büyük bir pasta yapıldı. |
| 20 | peynir | cheese | noun | Kahvaltıda peynir yemek istiyorum. |
| 21 | yağ | oil | noun | Yemek yaparken yağ kullanmalıyız. |
| 22 | mısır | corn | noun | Patlamış mısır sinema için idealdir. |
| 23 | lezzetli | delicious | adjective | Bu yemek gerçekten çok lezzetli. |
| 24 | et | meat | noun | Akşam yemeğinde et pişireceğim. |
| 25 | restoran | restaurant | noun | Bugün akşam yemeği için bir restoran gideceğiz. |
| 26 | ateşli | fiery | adjective | O, ateşli bir tartışma başlattı. |
| 27 | pizza | pizza | noun | Bugün akşam pizza sipariş edeceğiz. |
| 28 | kek | cake | noun | Misafirler için çikolatalı kek yaptım. |
| 29 | taze | fresh | adjective | Pazar yerinden taze sebzeler aldım. |
| 30 | kadeh | goblet | noun | Yemekte kadeh kaldırmak bir gelenektir. |
| 31 | sandviç | sandwich | noun | Öğle yemeği için sandviç hazırladım. |
| 32 | alkol | alcohol | noun | Partide fazla alkol tüketmemek lazım. |
| 33 | patates | potato | noun | Akşam yemeğinde patates kızartması var. |
| 34 | viski | whiskey | noun | Akşam yemeğinde bir kadeh viski içeceğim. |
| 35 | elma | apple | noun | Meyve olarak en çok elma severim. |
| 36 | dondurma | ice cream | noun | Yazın en sevdiğim tatlı dondurma. |
| 37 | çikolata | chocolate | noun | Doğum günümde çikolata ikram edildi. |
| 38 | çorba | soup | noun | Soğuk havalarda sıcak çorba içmek güzeldir. |
| 39 | içecek | drink | noun | Yemekten sonra bir içecek almak istiyorum. |
| 40 | şampanya | champagne | noun | Özel günümüzde şampanya açmayı planlıyoruz. |
| 41 | yem | feed | noun | Kuşlar için dışarıya yem koydum. |
| 42 | kurabiye | cookie | noun | Annemin yaptığı kurabiye çok lezzetli. |
| 43 | tabak | plate | noun | Masada bir tabak dolusu meyve vardı. |
| 44 | pişirmek | to cook | verb | Akşam yemeği için sebze pişirmek istiyorum. |
| 45 | ısmarlamak | to order | verb | Arkadaşım için bir kahve ısmarlamak istiyorum. |
| 46 | beslemek | to feed | verb | Kedimi her gün beslemek zorundayım. |
| 47 | soymak | to peel | verb | Elmayı soymak için bıçağa ihtiyacım var. |
| 48 | sos | sauce | noun | Bu yemeğin yanında bir sos var. |
| 49 | maya | yeast | noun | Ekmek yapmak için maya kullanmalıyız. |
| 50 | fıstık | pistachio | noun | Kahvaltıda fıstık yemeyi seviyorum. |
| 51 | bal | honey | noun | Kahvaltıda bal yemek çok sağlıklıdır. |
| 52 | tuz | salt | noun | Yemeğe biraz tuz eklemeyi unuttum. |
| 53 | çörek | pastry | noun | Kahvaltıda çörek yemek istiyorum. |
| 54 | yiyebilmek | to be able to eat | verb | Bu yemeği yiyebilmek için aç olmam lazım. |
| 55 | salata | salad | noun | Bugün akşam yemeğinde taze bir salata yapacağım. |
| 56 | kızarmış | fried | adjective | Masada kızarmış patatesler duruyor. |
| 57 | biftek | steak | noun | Akşam yemeğinde biftek pişireceğim. |
| 58 | fincan | cup | noun | Kahve içmek için bir fincan al. |
| 59 | minibüs | minibus | noun | Şehir içi ulaşım için minibüs kullanıyoruz. |
| 60 | süt | milk | noun | Kahvaltıda bir bardak süt içtim. |
| 61 | mantar | mushroom | noun | Ormanda birçok mantar bulduk. |
| 62 | kupa | cup | noun | Şampiyon takıma büyük bir kupa verildi. |
| 63 | pirinç | rice | noun | Akşam yemeğinde pirinç pişireceğim. |
| 64 | acıktı | to be hungry | verb | Öğle yemeği zamanı geldi, herkes acıktı. |
| 65 | yememek | to not eat | verb | Diyet yaparken tatlı yememek zorundayım. |
| 66 | turta | pie | noun | Misafirler için evde turta pişirdim. |
| 67 | kola | cola | noun | Yemekte bir kola içmek istiyorum. |
| 68 | sebze | vegetable | noun | Pazardan taze sebze aldım. |
| 69 | ot | herb | noun | Bahçede birçok ot var, onları temizlemeliyiz. |
| 70 | ikram | treat | noun | Misafirlere ikram yapmayı unuttum. |
| 71 | kokteyl | cocktail | noun | Partide çok çeşitli kokteyl vardı. |
| 72 | hindi | turkey (bird) | noun | Yılbaşı için hindi almayı unuttum. |
| 73 | portakal | orange | noun | Sabah kahvaltısında bir portakal yedim. |
| 74 | muz | banana | noun | Sabah kahvaltısında bir muz yedim. |
| 75 | sosis | sausage | noun | Kahvaltıda sosis yemek istiyorum. |
| 76 | votka | vodka | noun | Partide votka içmeyi tercih ettim. |
| 77 | krem | cream | noun | Cildime krem sürmeyi unuttum. |
| 78 | lokanta | restaurant | noun | Şehirde güzel bir lokanta var. |
| 79 | kafe | cafe | noun | Arkadaşlarımla bir kafede buluşacağım. |
| 80 | hamburger | hamburger | noun | Bugün akşam yemeğinde hamburger yiyeceğiz. |
| 81 | sakız | gum | noun | Ders sırasında sakız çiğnemek hoş değil. |
| 82 | üzüm | grape | noun | Kışın üzüm kurusu yemeyi severim. |
| 83 | biber | pepper | noun | Salatada yeşil biber kullanmayı seviyorum. |
| 84 | erik | plum | noun | Bahçede çok fazla erik var. |
| 85 | fasulye | bean | noun | Bugün akşam yemeğinde fasulye pişireceğim. |
| 86 | bulaşık | dish | noun | bulaşık yıkamak için sabah erken kalktım. |
| 87 | kızartma | frying | noun | Patates kızartma çok lezzetli oluyor. |
| 88 | nefis | delicious | adjective | Yemekler gerçekten nefis görünüyordu. |
| 89 | içebilmek | to be able to drink | verb | Sıcak havada su içebilmek çok önemlidir. |
| 90 | yalamak | to lick | verb | Kedi, sütü yalamak için mutfağa girdi. |
| 91 | yağlı | oily | adjective | Bu yemek çok yağlı, sağlıklı değil. |
| 92 | aşçı | chef | noun | Restoranın aşçı yemekleri çok lezzetli. |
| 93 | organik | organic | adjective | Bu sebzeler organik olarak yetiştirilmiş. |
| 94 | sosisli | with sausage | adjective | Çocuklar sosisli sandviçleri çok seviyor. |
| 95 | domates | tomato | noun | Salatada taze domates kullanmalıyız. |
| 96 | makarna | pasta | noun | Akşam yemeğinde makarna pişireceğim. |
| 97 | soda | soda | noun | Yemekte soda içmeyi seviyorum. |
| 98 | diyet | diet | noun | Sağlıklı bir diyet uygulamak önemli. |
| 99 | tost | toast | noun | Kahvaltıda genellikle peynirli bir tost yerim. |
| 100 | ziyafet | feast | noun | Doğum günü için büyük bir ziyafet hazırladık. |
| 101 | ceviz | walnut | noun | Salatada ceviz kullanmayı seviyorum. |
| 102 | kasap | butcher | noun | Mahalledeki kasap en taze etleri satıyor. |
| 103 | gıda | food | noun | Sağlıklı gıda tüketmek önemlidir. |
| 104 | soğan | onion | noun | Yemeğe soğan eklemeyi unuttum. |
| 105 | leziz | delicious | adjective | Bu pasta gerçekten çok leziz görünüyor. |
| 106 | limon | lemon | noun | Çayımda bir dilim limon istiyorum. |
| 107 | cips | chips | noun | Sinema izlerken cips yemeyi severim. |
| 108 | yudum | sip | noun | Sıcak çaydan bir yudum aldım. |
| 109 | tuzlu | salty | adjective | Bu çorba biraz tuzlu olmuş. |
| 110 | pişmiş | cooked | adjective | Yemekler çok güzel pişmiş ve lezzetli görünüyor. |
| 111 | menü | menu | noun | Restoranın menüsünde birçok seçenek var. |
| 112 | şekerleme | candy | noun | Çocuklar şekerleme yemeyi sever. |
| 113 | karides | shrimp | noun | Deniz ürünleri arasında karides çok lezzetlidir. |
| 114 | kaynamak | to boil | verb | Su kaynamak için ocakta bekliyor. |
| 115 | köfte | meatball | noun | Akşam yemeğinde köfte yapmayı planlıyorum. |
| 116 | çatal | fork | noun | Yemek masasında bir çatal bulamadım. |
| 117 | hıyar | cucumber | noun | Salatada hıyar kullanmayı seviyorum. |
| 118 | palmiye | palm | noun | Sahildeki palmiye ağaçları çok güzeldi. |
| 119 | pastırma | cured beef | noun | Kahvaltıda pastırma yemek çok lezzetli. |
| 120 | burger | burger | noun | Yeni açılan restoranda en iyi burger var. |
| 121 | besin | nutrient | noun | Sağlıklı besin tüketmek önemlidir. |
| 122 | lokma | bite | noun | Tatlı bir lokma almak için pastaneye gittik. |
| 123 | tereyağı | butter | noun | Kahvaltıda ekmeğin üzerine sürmek için tereyağı kullanıyorum. |
| 124 | piknik | picnic | noun | Bu yaz ailemle bir piknik yapmayı planlıyoruz. |
| 125 | krep | crepe | noun | Kahvaltıda krep yapmayı seviyorum. |
| 126 | turşu | pickle | noun | Yemeklerin yanında turşu çok lezzetli oluyor. |
| 127 | hamur | dough | noun | Pasta için hamur hazırlamak gerekiyor. |
| 128 | havuç | carrot | noun | Salatada havuç kullanmak sağlıklı bir seçimdir. |
| 129 | krema | cream | noun | Kahveme biraz krema eklemek istiyorum. |
| 130 | enfes | delicious | adjective | Bu yemek gerçekten enfes olmuş. |
| 131 | şekerli | sweet | adjective | Bu çay şekerli olursa daha güzel olur. |
| 132 | gazoz | soda | noun | Yazın serinlemek için bir şişe gazoz içmek harika. |
| 133 | tarım | agriculture | noun | Ülkemizin tarım sektörü çok gelişiyor. |
| 134 | protein | protein | noun | Süt, yoğurt ve et, yüksek miktarda protein içerir. |
| 135 | bisküvi | biscuit | noun | Çayla birlikte bisküvi yemek güzel bir alışkanlık. |
| 136 | kaşık | spoon | noun | Çorba içmek için bir kaşık al. |
| 137 | barbekü | barbecue | noun | Yaz akşamları bahçede barbekü yapmayı severiz. |
| 138 | reçel | jam | noun | Kahvaltıda ev yapımı reçel vardı. |
| 139 | soslu | sauced | adjective | Bu yemek oldukça soslu ve lezzetli görünüyor. |
| 140 | puding | pudding | noun | Tatlı olarak puding yapmayı planlıyorum. |
| 141 | limonata | lemonade | noun | Sıcak havada limonata içmek çok güzel. |
| 142 | likör | liqueur | noun | Yemekte biraz likör içmek istiyorum. |
| 143 | konserve | canned food | noun | Dolapta bir kutu konserve var. |
| 144 | çilek | strawberry | noun | Yaz mevsiminde çilek çok lezzetlidir. |
| 145 | kiraz | cherry | noun | Bahçede çok sayıda kiraz ağaçları var. |
| 146 | şeftali | peach | noun | Yaz mevsiminde şeftali çok lezzetli olur. |
| 147 | soya | soy | noun | soya fasulyesi sağlıklı bir besin. |
| 148 | nane | mint | noun | Salatada taze nane kullanmayı seviyorum. |
| 149 | lahana | cabbage | noun | Yemekte lahana salatası vardı. |
| 150 | yoğurt | yogurt | noun | Sabah kahvaltısında yoğurt yedim. |
Both spellings belong to the same word. Tat is the base form, and tad appears when a vowel-initial ending is added, because the final t is voiced to d — a regular sound pattern in Turkish.
It's a classic false friend: Turkish pasta refers to cake or pastry, not to the Italian dish. If you see pasta on a Turkish menu, expect dessert.
Sign up free with an email address and work through the list by typing the Turkish word for each English prompt; accents are forgiven, and spaced repetition resurfaces words like tat, lezzetli or kahvaltı just before you're likely to forget them.
Learn Turkish · Words · Nouns · Verbs · Adjectives · Adverbs · Catalan vs Turkish: nearly identical words · Czech vs Turkish: nearly identical words · Danish vs Turkish: nearly identical words · Dutch vs Turkish: nearly identical words · Finnish vs Turkish: nearly identical words · French vs Turkish: nearly identical words · German vs Turkish: nearly identical words · Indonesian vs Turkish: nearly identical words · Italian vs Turkish: nearly identical words · Norwegian vs Turkish: nearly identical words · Polish vs Turkish: nearly identical words · Portuguese vs Turkish: nearly identical words · Romanian vs Turkish: nearly identical words · Spanish vs Turkish: nearly identical words · Swedish vs Turkish: nearly identical words · How many Turkish words do you need? · Turkish words you already know · Turkish City & Places vocabulary · Turkish Talking & Communication vocabulary · Turkish Art & Culture vocabulary · Turkish Describing Things vocabulary · Turkish Emotions & Personality vocabulary · Turkish Family & People vocabulary · Turkish Health & the Body vocabulary · Turkish Home & Daily Life vocabulary · Turkish Money & Finance vocabulary · Turkish Nature & Animals vocabulary · Turkish Numbers & Quantities vocabulary · Turkish School & Learning vocabulary · Turkish Shopping & Clothes vocabulary
Free forever · No card · No password