This page gathers key Turkish words for talking about feelings and character, from everyday adjectives like mutlu (happy) and ciddi (serious) to verbs such as hissetmek (to feel), sevmek (to love) and endişelenmek (to worry). Every entry comes with an English translation and an example sentence, so you can see the word at work before you try using it yourself.
Vocab Voyage turns the list into flashcards: you type the Turkish word for an English prompt, and spaced repetition brings words like aşk (love), nefret (hate) and kavga (fight) back just as you're about to forget them. It's free — you sign up with an email, no card and no password — and accents are forgiven, so ş, ı and ğ won't cost you a correct answer.
Free forever · No card · No password
| # | Turkish | English | Type | Example |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sevmek | to love | verb | Hayvanları sevmek çok önemli. |
| 2 | hissetmek | to feel | verb | Bu güzel müziği dinlerken kendimi hissetmek istiyorum. |
| 3 | mutlu | happy | adjective | O, en mutlu gününü yaşıyor. |
| 4 | nefret | hate | noun | Ona karşı nefret duyuyorum. |
| 5 | ciddi | serious | adjective | O, bu konuda çok ciddi. |
| 6 | gülmek | to laugh | verb | Komik bir film izlerken gülmek zorundaydım. |
| 7 | aşk | love | noun | Gerçek aşk her zaman değerlidir. |
| 8 | sakin | calm | adjective | O, çok sakin bir insandır. |
| 9 | acele | hasty | adjective | Okula acele gitmem gerekiyor. |
| 10 | güçlü | strong | adjective | O, çok güçlü bir karakter. |
| 11 | endişelenmek | to worry | verb | Bu konuda endişelenmek gereksiz. |
| 12 | rahat | comfortable | adjective | Bu koltuk gerçekten çok rahat görünüyor. |
| 13 | komik | funny | adjective | O, çok komik bir hikaye anlattı. |
| 14 | sevinmek | to be glad | verb | Başarılarını görünce sevinmek istiyorum. |
| 15 | hoşlanmak | to like | verb | Ben bu filmden hoşlanmak çok keyif aldım. |
| 16 | ilgilenmek | to be interested | verb | Hobilerimle ilgilenmek benim için önemlidir. |
| 17 | memnun | pleased | adjective | Yardımcı olduğum için memnun oldum. |
| 18 | affetmek | to forgive | verb | Geçmişteki hataları affetmek önemlidir. |
| 19 | deli | crazy | adjective | O, çok deli bir insan. |
| 20 | özlemek | to miss | verb | Arkadaşımı çok özlemek başladım. |
| 21 | istek | wish | noun | Onun istekleri çok fazlaydı. |
| 22 | iyilik | goodness | noun | Yardım etmek iyiliktir. |
| 23 | kavga | fight | noun | İki çocuk arasında bir kavga çıktı. |
| 24 | eğlenceli | fun | adjective | Bu oyun eğlenceli çok hoşuma gitti. |
| 25 | zavallı | poor | adjective | O zavallı çocuk çok üzgün. |
| 26 | rüya | dream | noun | Gece uyurken gördüğüm rüya çok güzeldi. |
| 27 | ağlamak | to cry | verb | Çocuklar bazen ağlamak ister. |
| 28 | fena | bad | adjective | Bugün hava fena değil. |
| 29 | üzülmek | to be sad | verb | Kötü haberleri duyunca üzülmek istemiyorum. |
| 30 | dürüst | honest | adjective | Onunla her zaman dürüst konuşmalısın. |
| 31 | gurur | pride | noun | Başarılarımla gurur duyuyorum. |
| 32 | şanslı | lucky | adjective | Bugün şanslı bir günüm var. |
| 33 | beğenmek | to like | verb | Bu filmi çok beğenmek istiyorum. |
| 34 | saygı | respect | noun | Herkesin birbirine saygı göstermesi önemlidir. |
| 35 | zengin | rich | adjective | O, çok zengin bir aileden geliyor. |
| 36 | ummak | to hope | verb | Başarı için çok çalışmayı ummak gerekir. |
| 37 | umut | hope | noun | Gelecek için umut her zaman vardır. |
| 38 | duygu | feeling | noun | Bu film birçok duygu uyandırdı. |
| 39 | sevgi | love | noun | Hayatta en önemli şey sevgidir. |
| 40 | korku | fear | noun | Gece karanlığında korku hissettim. |
| 41 | cesaret | courage | noun | Zor durumlarda cesaret göstermek önemlidir. |
| 42 | zevk | pleasure | noun | Müzik dinlemek benim için büyük bir zevk kaynağı. |
| 43 | üzgün | sad | adjective | O, bu duruma üzgün görünüyor. |
| 44 | harika | wonderful | adjective | Bugün hava çok harika, dışarı çıkmalıyız. |
| 45 | kızmak | to be angry | verb | Arkadaşımın söylediklerine kızmak istemiyorum. |
| 46 | yaramaz | naughty | adjective | O, çok yaramaz bir çocuk. Her zaman sorun çıkarıyor. |
| 47 | kızgın | angry | adjective | O, bana çok kızgın bakıyor. |
| 48 | müthiş | amazing | adjective | Bu film gerçekten müthiş! |
| 49 | şaşırmak | to be surprised | verb | Bu haberi duyduğumda çok şaşırmak kaldım. |
| 50 | davranış | behavior | noun | Onun davranışları her zaman nazik olmuştur. |
| 51 | keyif | enjoyment | noun | Bu akşam sinemada keyif yapacağız. |
| 52 | cesur | brave | adjective | cesur insanlar her zaman takdir edilir. |
| 53 | endişe | worry | noun | Gelecek hakkında endişe duyuyorum. |
| 54 | mutluluk | happiness | noun | Gerçek mutluluk basit şeylerde bulunur. |
| 55 | heyecan | excitement | noun | Sınavdan önce heyecan içindeydim. |
| 56 | huzur | peace | noun | Deniz kenarında oturmak bana huzur veriyor. |
| 57 | duygusal | emotional | adjective | Film çok duygusal anlar içeriyordu. |
| 58 | karışık | confused | adjective | Bu yemek tarifi biraz karışık, dikkatli olmalısın. |
| 59 | kişilik | personality | noun | Onun kişilik özellikleri çok ilginç. |
| 60 | intikam | revenge | noun | O, düşmanından intikam almak istiyor. |
| 61 | utanç | shame | noun | Hata yaptığım için utanç duyuyorum. |
| 62 | şiddet | violence | noun | Toplumda şiddet artışını önlemeliyiz. |
| 63 | öfke | anger | noun | Onun öfke ile konuşmak zor. |
| 64 | gergin | tense | adjective | Toplantı sırasında herkes gergin görünüyordu. |
| 65 | pişman | regretful | adjective | Yaptığım şeyden pişman oldum. |
| 66 | yetenekli | talented | adjective | O, çok yetenekli bir sanatçı. |
| 67 | delilik | madness | noun | Bazen aşırı mutluluk, insanları delilik gibi hissettirebilir. |
| 68 | üzücü | sad | adjective | Haber çok üzücü ve herkes üzgün. |
| 69 | hassas | sensitive | adjective | Bu konu oldukça hassas bir durum. |
| 70 | hoşlanmamak | to not like | verb | Ondan hoşlanmamak için onunla konuşmadım. |
| 71 | sıkılmak | to be bored | verb | Uzun yolculuklarda sıkılmak zorundayım. |
| 72 | güvenmemek | to not trust | verb | Ona güvenmemek zorundayım, çok yalan söyledi. |
| 73 | çekinmek | to hesitate | verb | Yabancılara çekinmek bazen normaldir. |
| 74 | sakinleşmek | to calm down | verb | Zor zamanlarda sakinleşmek önemlidir. |
| 75 | minnettarım | i am grateful | adjective | Yardımın için gerçekten minnettarım. |
| 76 | panik | panic | noun | Bir şeyler ters gittiğinde panik yapma. |
| 77 | utanmak | to be ashamed | verb | Yanlış yaptığında utanmak gerekir. |
| 78 | merhamet | mercy | noun | İnsanların merhamet göstermesi önemlidir. |
| 79 | arzu | desire | noun | Hayallerimi gerçekleştirmek için arzu ediyorum. |
| 80 | sabırsızlanmak | to be impatient | verb | Yaz tatilini sabırsızlanmak için gün sayıyorum. |
| 81 | tatmin | satisfaction | noun | Başarı, insanı tatmin eder. |
| 82 | rezil | miserable | adjective | O, yaptığı hatayla rezil oldu. |
| 83 | hatıra | memory | noun | Bu fotoğraf benim için bir hatıra. |
| 84 | kıskanmak | to be jealous | verb | Arkadaşını kıskanmak istemiyorum. |
| 85 | uyum | harmony | noun | İki takım arasında uyum sağlanmalı. |
| 86 | stres | stress | noun | Çalışma stres sağlığımı etkiliyor. |
| 87 | anlayış | understanding | noun | Onun anlayış gösterdiği için teşekkür ederim. |
| 88 | uslu | well-behaved | adjective | Çocuklar uslu davranırsa öğretmenleri mutlu olur. |
| 89 | moral | moral | noun | Arkadaşımın moral bozuk, ona destek olmalıyım. |
| 90 | cüret | courage | noun | Onun cüret ile bu riski alması takdire şayandır. |
| 91 | şükran | gratitude | noun | Yardımın için sana şükran borçluyum. |
| 92 | sinirlenmek | to get angry | verb | Küçük şeylere sinirlenmek gereksiz. |
| 93 | fakir | poor | adjective | O, çok fakir bir aileden geliyor. |
| 94 | eşit | equal | adjective | Herkesin hakları eşit olmalıdır. |
| 95 | gay | gay | adjective | O, açık bir gay olarak yaşıyor. |
| 96 | umursamak | to care | verb | Başka insanların ne düşündüğünü umursamak zorundayım. |
| 97 | saldırgan | aggressive | adjective | Oyun çok saldırgan bir hale geldi, herkes korktu. |
| 98 | gözyaşı | tear | noun | Onun hikayesini dinlerken gözyaşı döktüm. |
| 99 | minnettar | grateful | adjective | Yardım için ona minnettar kaldım. |
| 100 | bencil | selfish | adjective | Bazen bencil davranmak zorundayız. |
| 101 | endişelenmemek | to not worry | verb | Sınavdan önce endişelenmemek için derin nefes al. |
| 102 | ezik | pathetic | adjective | Topu düşürdüm ve şimdi ezik oldu. |
| 103 | tavır | attitude | noun | Onun tavır çok kibardı, teşekkür ettim. |
| 104 | mutsuz | unhappy | adjective | Bugün çok mutsuz hissediyorum, bir şeyler yolunda gitmiyor. |
| 105 | şiddetli | violent | adjective | Bugün şiddetli bir yağmur bekleniyor. |
| 106 | şok | shock | noun | Haber beni şok etti. |
| 107 | kaçık | crazy | adjective | Onun kaçık fikirleri var. |
| 108 | üzmek | to upset | verb | Beni üzmek istemezsin. |
| 109 | çılgınlık | madness | noun | Bu yazdıkları, tam bir çılgınlık! |
| 110 | sabırlı | patient | adjective | Çocuklarla çalışırken sabırlı olmak önemlidir. |
| 111 | samimi | sincere | adjective | Onunla konuşmak her zaman samimi bir deneyim. |
| 112 | tutku | passion | noun | Sanata olan tutku beni etkiliyor. |
| 113 | beğenmemek | to not like | verb | Onun resmini beğenmemek zor. |
| 114 | endişeli | anxious | adjective | O, sınavdan dolayı endişeli görünüyordu. |
| 115 | razı | agreeable | adjective | |
| 116 | çaresiz | helpless | adjective | O, bu durumda çok çaresiz hissediyor. |
| 117 | cömert | generous | adjective | O, çok cömert bir insandır. |
| 118 | korkmuş | scared | adjective | Çocuk, karanlıktan korkmuş görünüyordu. |
| 119 | flört | flirt | noun | Gençler arasında flört yapmak oldukça yaygın. |
| 120 | içten | sincere | adjective | Onun içten gülümsemesi beni mutlu etti. |
| 121 | sevişmek | to make love | verb | İki insanın sevişmek için birbirine aşık olması gerekir. |
| 122 | ürkütücü | frightening | adjective | O film gerçekten ürkütücü bir hikaye içeriyordu. |
| 123 | suçluluk | guilt | noun | Onun yüzündeki suçluluk ifadesini görebiliyordum. |
| 124 | neşeli | cheerful | adjective | Bugün hava çok neşeli ve güneşli. |
| 125 | budala | fool | noun | Bazen budala davranışlar sergiliyorum. |
| 126 | yalnız | alone | adjective | Bazen yalnız kalmak iyi gelebilir. |
| 127 | ucube | freak | noun | O sanat eseri bir ucube gibi görünüyor. |
| 128 | dul | widowed | adjective | O, kocasını kaybettikten sonra dul kaldı. |
| 129 | pişmanlık | regret | noun | Geçmişteki hatalarım için pişmanlık duyuyorum. |
| 130 | umutsuz | hopeless | adjective | O, umutsuz bir durumda kaldı. |
| 131 | heyecanlanmak | to get excited | verb | Yeni bir oyuncağı görünce çocuk heyecanlanmak istedi. |
| 132 | hayret | astonishment | noun | Onun bu başarılarına hayret kaldım. |
| 133 | sabır | patience | noun | Zor zamanlarda sabır göstermek önemlidir. |
| 134 | hoş | nice | adjective | Bugün hava çok hoş, dışarı çıkalım. |
| 135 | gülünç | funny | adjective | Oyun çok gülünç, hepimiz güldük. |
| 136 | yalnızlık | loneliness | noun | Bazen yalnızlık hissetmek normaldir. |
| 137 | inatçı | stubborn | adjective | O, çok inatçı bir insandır. |
| 138 | keyifli | pleasant | adjective | Bugün çok keyifli bir gün geçirdik. |
| 139 | gülümseme | smile | noun | Onun gülümseme beni mutlu etti. |
| 140 | teselli | consolation | noun | Kayıp sonrası ona teselli verdim. |
| 141 | dokunmamak | to not touch | verb | Ona dokunmamak en iyisi. |
| 142 | huzurlu | peaceful | adjective | Bu yer, gerçekten huzurlu bir atmosfer sunuyor. |
| 143 | gönül | heart | noun | Onun gönülü çok temiz. |
| 144 | neşe | joy | noun | Çocuklar parkta neşe ile oynuyor. |
| 145 | zekalı | intelligent | adjective | O, gerçekten zekalı bir çocuk. |
| 146 | olgun | mature | adjective | O, çok olgun bir insan. |
| 147 | huysuz | grumpy | adjective | Bugün çok huysuz bir ruh halindeyim. |
| 148 | acınası | pitiful | adjective | Onun durumu gerçekten acınası. |
| 149 | nezaket | kindness | noun | İnsanlara karşı nezaket göstermek önemlidir. |
| 150 | acıma | compassion | noun | Ona karşı acıma hissetmiyorum. |
It suits A2 to C1 learners who already know some basic grammar, since it mixes simple adjectives like mutlu and güçlü with more nuanced verbs such as endişelenmek and ilgilenmek.
You type the Turkish word for each English prompt, and spaced repetition resurfaces words like aşk, nefret and kavga shortly before you would normally forget them. Accents are forgiven, so ş, ı and ğ won't block a correct answer.
No — adjectives such as ciddi, sakin and eğlenceli keep a single form regardless of the subject, which makes them simpler to memorise than their counterparts in languages with grammatical gender.
Learn Turkish · Words · Nouns · Verbs · Adjectives · Adverbs · Catalan vs Turkish: nearly identical words · Czech vs Turkish: nearly identical words · Danish vs Turkish: nearly identical words · Dutch vs Turkish: nearly identical words · Finnish vs Turkish: nearly identical words · French vs Turkish: nearly identical words · German vs Turkish: nearly identical words · Indonesian vs Turkish: nearly identical words · Italian vs Turkish: nearly identical words · Norwegian vs Turkish: nearly identical words · Polish vs Turkish: nearly identical words · Portuguese vs Turkish: nearly identical words · Romanian vs Turkish: nearly identical words · Spanish vs Turkish: nearly identical words · Swedish vs Turkish: nearly identical words · How many Turkish words do you need? · Turkish words you already know · Turkish City & Places vocabulary · Turkish Talking & Communication vocabulary · Turkish Art & Culture vocabulary · Turkish Describing Things vocabulary · Turkish Family & People vocabulary · Turkish Food & Drink vocabulary · Turkish Health & the Body vocabulary · Turkish Home & Daily Life vocabulary · Turkish Money & Finance vocabulary · Turkish Nature & Animals vocabulary · Turkish Numbers & Quantities vocabulary · Turkish School & Learning vocabulary · Turkish Shopping & Clothes vocabulary
Free forever · No card · No password