This page collects the Turkish words you need to talk about talking itself: verbs like konuşmak (to speak), söylemek and demek (to say), sormak (to ask), and anlatmak or açıklamak (to explain), plus everyday nouns such as ses (voice), mesaj (message), mektup (letter), and konuşma (speech). Each entry comes with an English translation and an example sentence, so you can see the word working in context rather than sitting alone on a list.
Whether you're building Turkish communication vocabulary before a trip, prepping for a conversation class, or just want to know how to say "to meet" or "to send" in Turkish, this set is built to be typed, tested, and repeated. It pairs with our spaced repetition flashcards, where you type the Turkish word for an English prompt and the app schedules your next review automatically.
Free forever · No card · No password
| # | Turkish | English | Type | Example |
|---|---|---|---|---|
| 1 | demek | to say | verb | Bu, onun demek istediği anlamına geliyor. |
| 2 | gelmek | to come | verb | Yarın toplantıya gelmek istiyorum. |
| 3 | söylemek | to say | verb | Sana bir şey söylemek istiyorum. |
| 4 | gel | to come | verb | Hemen gel buraya! |
| 5 | konuşmak | to speak | verb | Seninle konuşmak istiyorum. |
| 6 | sormak | to ask | verb | Öğretmene bir şey sormak istiyorum. |
| 7 | anlatmak | to explain | verb | Bu hikayeyi sana anlatmak istiyorum. |
| 8 | bahsetmek | to mention | verb | Bu konudan bahsetmek istemiyorum. |
| 9 | ses | voice | noun | Kedinin ses çok tatlıydı. |
| 10 | konuşma | speech | noun | Bugün önemli bir konuşma yapacağım. |
| 11 | göndermek | to send | verb | Mektubu hemen göndermek istiyorum. |
| 12 | mesaj | message | noun | Ona bir mesaj göndermeyi unuttum. |
| 13 | çağırmak | to call | verb | Arkadaşlarını çağırmak için bir parti düzenleyeceğim. |
| 14 | görüşmek | to meet | verb | Yarın seninle görüşmek istiyorum. |
| 15 | görebilmek | to be able to see | verb | Onu bir daha görebilmek isterim. |
| 16 | dokunmak | to touch | verb | Ona dokunmak istemiyorum. |
| 17 | anlaşılmak | to be understood | verb | Düşüncelerimi anlaşılmak istiyorum. |
| 18 | ifade | expression | noun | Duygularımı ifade etmek zor. |
| 19 | mektup | letter | noun | Arkadaşıma bir mektup yazdım. |
| 20 | açıklamak | to explain | verb | Bu durumu açıklamak zorundayım. |
| 21 | buluşmak | to meet | verb | Arkadaşlarımla sinemada buluşmak için sözleştik. |
| 22 | konuşabilmek | to be able to talk | verb | Onunla konuşabilmek için biraz pratik yapmalıyım. |
| 23 | yollamak | to send | verb | Arkadaşımın doğum günü için ona bir hediye yollamak istiyorum. |
| 24 | diyebilmek | to be able to say | verb | İngilizceyi iyi diyebilmek için çok çalışmalısın. |
| 25 | anlaşmak | to agree | verb | İki tarafın anlaşmak için bir araya gelmesi gerekiyor. |
| 26 | hatırlatmak | to remind | verb | Bana yarınki toplantıyı hatırlatmak ister misin? |
| 27 | paylaşmak | to share | verb | Başarılarımızı paylaşmak her zaman güzeldir. |
| 28 | öpmek | to kiss | verb | Onu öpmek istiyorum. |
| 29 | bağırmak | to shout | verb | Çocuklar parka gidince bağırmak istiyor. |
| 30 | duymamak | to not hear | verb | Bazen insanın duymamak istediği anlar olur. |
| 31 | bildirmek | to inform | verb | Öğretmen, sınav tarihini bildirmek zorundaydı. |
| 32 | iletişim | communication | noun | İyi iletişim kurmak önemlidir. |
| 33 | tartışma | discussion | noun | Aramızda bir tartışma çıktı. |
| 34 | konuşamamak | to be unable to speak | verb | Bazen konuşamamak beni üzebiliyor. |
| 35 | anlayabilmek | to be able to understand | verb | Bu konuyu anlayabilmek için biraz daha çalışmalıyım. |
| 36 | çağrı | call | noun | Acil bir çağrı aldım ve hemen gittim. |
| 37 | karşılamak | to welcome | verb | Misafirleri karşılamak için kapıda bekliyoruz. |
| 38 | seyretmek | to watch | verb | Dışarıda yağmur yağarken film seyretmek güzel. |
| 39 | sarılmak | to hug | verb | Arkadaşım bana sıkıca sarılmak istedi. |
| 40 | sohbet | conversation | noun | Arkadaşlarla sohbet etmek çok keyifli. |
| 41 | temas | contact | noun | İki kişi arasında temas kurmak önemlidir. |
| 42 | tanıştırmak | to introduce | verb | Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum. |
| 43 | anlatabilmek | to be able to explain | verb | Duygularımı anlatabilmek zorlanıyorum. |
| 44 | dedikodu | gossip | noun | Okulda çok fazla dedikodu dönüyor. |
| 45 | yanıt | answer | noun | Soruma hemen bir yanıt alamadım. |
| 46 | iletmek | to convey | verb | Mesajı ona iletmek gerekiyor. |
| 47 | yorum | comment | noun | Herkesin yorumları farklı olabilir. |
| 48 | şaşırtmak | to surprise | verb | Beni şaşırtmak için ne yapmalısın? |
| 49 | diyememek | to not say | verb | Gerçekleri diyememek zorundayım, çünkü çok üzülür. |
| 50 | röportaj | interview | noun | Gazeteci onunla bir röportaj yaptı. |
| 51 | belirtmek | to indicate | verb | Bu durumu belirtmek istiyorum. |
| 52 | muhabbet | conversation | noun | Arkadaşlarla güzel bir muhabbet ettik. |
| 53 | hitap | to address | verb | Bu konuşma, gençlere hitap edecek. |
| 54 | yazmamak | to not write | verb | Bu konuda yazmamak en iyisi. |
| 55 | e-posta | noun | Arkadaşım bana bir e-posta gönderdi. | |
| 56 | hatırlayamamak | to not remember | verb | Geçen akşam ne yaptığımı hatırlayamamak beni üzüyor. |
| 57 | irtibat | contact | noun | Onunla irtibat kurmak istiyorum. |
| 58 | sorgulamak | to question | verb | Hükümet politikalarını sorgulamak herkesin hakkıdır. |
| 59 | telefonla | by phone | adverb | Arkadaşım telefonla beni aradı ve haber verdi. |
| 60 | rastlamak | to encounter | verb | Yolda yürürken eski bir arkadaşa rastlamak çok şaşırdım. |
| 61 | arayacak | to call | verb | Yarın seni arayacakım, hazır ol. |
| 62 | tanıtmak | to introduce | verb | Yeni ürünümüzü tanıtmak için bir etkinlik düzenliyoruz. |
| 63 | telgraf | telegram | noun | Geçmişte haberleşmek için telgraf kullanılırdı. |
| 64 | duyuru | announcement | noun | Toplantı için bir duyuru yapıldı. |
| 65 | çevir | to turn | verb | Bu kitabı lütfen çevir, merak ediyorum. |
| 66 | koklamak | to smell | verb | Çiçekleri koklamak çok seviyorum. |
| 67 | noun | Bugün mail göndermeyi unuttum. | ||
| 68 | bilgilendirmek | to inform | verb | Müşterileri bilgilendirmek için bir e-posta göndermeliyiz. |
| 69 | cevaplamak | to answer | verb | Sorulara hızlıca cevaplamak zorundayım. |
| 70 | sor | to ask | verb | Öğretmene bir şey sor istiyorum. |
| 71 | gönderen | sender | noun | Mektubun gönderen kim olduğunu bilmiyorum. |
| 72 | anlaş | to agree | verb | İki taraf arasında bir anlaş sağlandı. |
| 73 | inandırmak | to convince | verb | Onu bu duruma inandırmak zor oldu. |
| 74 | karşılama | greeting | noun | Havalimanında sıcak bir karşılama vardı. |
| 75 | kontak | contact | noun | Arabanın kontak sistemini kontrol etmeliyiz. |
| 76 | sorulmak | to be asked | verb | Bu konuda daha fazla bilgi sorulmak gerekiyor. |
| 77 | başbaşa | face to face | adverb | Onlar başbaşa bir akşam yemeği yediler. |
| 78 | selamlamak | to greet | verb | Arkadaşımı selamlamak için dışarı çıktım. |
| 79 | buyurmak | to invite | verb | Misafirleri buyurmak benim evime. |
| 80 | anons | announcement | noun | Toplantının anons saat üçte yapılacak. |
| 81 | alkışlamak | to applaud | verb | Sahneye çıkan sanatçıyı alkışlamak istiyoruz. |
| 82 | duyurmak | to announce | verb | Yeni kuralları duyurmak zorundayız. |
| 83 | nutuk | speech | noun | Atatürk'ün nutuk çok önemlidir. |
| 84 | bağırarak | shouting | adverb | O, bağırarak yardım istedi. |
| 85 | haberleşme | communication | noun | İyi bir haberleşme için telefon şart. |
| 86 | haberci | messenger | noun | O, önemli bir haberci olarak geldi. |
| 87 | çağırabilmek | to be able to call | verb | Arkadaşlarımı çağırabilmek için telefonumu kullanacağım. |
| 88 | konuşturmak | to make speak | verb | Onu konuşturmak için birkaç soru sormam gerekiyor. |
| 89 | işitmek | to hear | verb | Uzaktan işitmek zor, ama ses geliyor. |
| 90 | saçmalamak | to talk nonsense | verb | Bazen sadece saçmalamak iyi gelir. |
| 91 | habercisi | messenger | noun | Bu rüya, geleceğin habercisi olabilir. |
| 92 | diyalog | dialogue | noun | İki taraf arasında sağlıklı bir diyalog olmalı. |
| 93 | çağrıştırmak | to evoke | verb | Bu melodi bana eski anıları çağrıştırmak. |
| 94 | tercüman | interpreter | noun | Toplantıda bir tercüman bulunacak. |
| 95 | gözlemlemek | to observe | verb | Doğayı gözlemlemek için parka gitmek istiyorum. |
| 96 | fısıltı | whisper | noun | Onların arasında bir fısıltı duyuldu. |
| 97 | cevabınız | your answer | noun | Soruma cevabınız çok merak ediyorum. |
| 98 | konuşmacı | speaker | noun | Konferansta çok iyi bir konuşmacı vardı. |
| 99 | dinle | to listen | verb | Lütfen müziği dinle ve rahatla. |
| 100 | anımsatmak | to remind | verb | Bu fotoğraf bana eski günleri anımsatmak istiyor. |
| 101 | ellemek | to touch | verb | Kitapları ellemek istemiyorum, sadece bakmak yeter. |
| 102 | nezaketen | out of courtesy | adverb | Toplantıya nezaketen katılmak zorundaydım. |
| 103 | fısıldamak | to whisper | verb | Sırlarını ona fısıldamak istiyorum. |
| 104 | selamlama | greeting | noun | Toplantıda bir selamlama yapıldı. |
| 105 | ulak | messenger | noun | Köydeki ulak haberleri hızlıca getirir. |
| 106 | duy | to hear | verb | Bu şarkıyı duy çok seviyorum. |
| 107 | görüşememek | to be unable to meet | verb | Yoğun programım yüzünden görüşememek zorundayız. |
| 108 | söyleşi | interview | noun | Yazarla bir söyleşi yapmayı çok isterim. |
| 109 | anlatılmak | to be explained | verb | Bu hikaye herkes tarafından anlatılmak gerekir. |
Both mean "to say," but demek is typically used with the actual words spoken, as in a direct quote, while söylemek is the broader verb for saying or telling something to someone without necessarily quoting it.
You add -ebilmek or -abilmek to a verb stem to express ability, so konuşmak becomes konuşabilmek (to be able to talk), and görebilmek means to be able to see; demek is the odd one out, giving diyebilmek (to be able to say).
No. Turkish nouns, including mesaj (message), mektup (letter), ses (voice), and konuşma (speech), have no gender and no definite article, so you mainly need the word itself and the suffixes that attach to it.
Learn Turkish · Words · Nouns · Verbs · Adjectives · Adverbs · Catalan vs Turkish: nearly identical words · Czech vs Turkish: nearly identical words · Danish vs Turkish: nearly identical words · Dutch vs Turkish: nearly identical words · Finnish vs Turkish: nearly identical words · French vs Turkish: nearly identical words · German vs Turkish: nearly identical words · Indonesian vs Turkish: nearly identical words · Italian vs Turkish: nearly identical words · Norwegian vs Turkish: nearly identical words · Polish vs Turkish: nearly identical words · Portuguese vs Turkish: nearly identical words · Romanian vs Turkish: nearly identical words · Spanish vs Turkish: nearly identical words · Swedish vs Turkish: nearly identical words · How many Turkish words do you need? · Turkish words you already know · Turkish City & Places vocabulary · Turkish Art & Culture vocabulary · Turkish Describing Things vocabulary · Turkish Emotions & Personality vocabulary · Turkish Family & People vocabulary · Turkish Food & Drink vocabulary · Turkish Health & the Body vocabulary · Turkish Home & Daily Life vocabulary · Turkish Money & Finance vocabulary · Turkish Nature & Animals vocabulary · Turkish Numbers & Quantities vocabulary · Turkish School & Learning vocabulary · Turkish Shopping & Clothes vocabulary
Free forever · No card · No password