If you've searched for "Turkish sports vocabulary" or "Turkish words for games and leisure," this themed list collects the terms that come up most often when Turkish speakers talk about playing, competing, and unwinding. You'll find core verbs like oynamak (to play), koşmak (to run), and yüzmek (to swim), plus the nouns you need to talk about a maç (match), a yarışma (competition), or a yarış (race).
The set also covers everyday leisure words such as dans (dance), takılmak (to hang out), and macera (adventure), so you're not just learning stadium talk but vocabulary for describing free time in general. Each word comes with an example sentence, and you type the Turkish term for an English prompt to build recall through spaced repetition.
Free forever · No card · No password
| # | Turkish | English | Type | Example |
|---|---|---|---|---|
| 1 | oynamak | to play | verb | Çocuklar parkta oynamak çok eğleniyor. |
| 2 | oyun | game | noun | Çocuklar bahçede oyun oynuyor. |
| 3 | dans | dance | noun | Onlar birlikte dans ediyorlar. |
| 4 | koşmak | to run | verb | Sabahları parkta koşmak seviyorum. |
| 5 | top | ball | noun | Bahçede bir top oynuyoruz. |
| 6 | takılmak | to hang out | verb | Arkadaşlarımla parka takılmak istiyorum. |
| 7 | maç | match | noun | Bugün akşam bir futbol maç var. |
| 8 | özgür | free | adjective | Herkes özgür yaşamak ister. |
| 9 | spor | sport | noun | Sağlıklı kalmak için her gün spor yapmalıyız. |
| 10 | sevimli | cute | adjective | Kedim çok sevimli, her zaman oyun oynamak istiyor. |
| 11 | dövüş | fight | noun | İki arkadaş arasında bir dövüş çıktı. |
| 12 | yarışma | competition | noun | Bu yılki yarışma çok heyecanlı geçecek. |
| 13 | yarış | race | noun | Bu yılki yarış çok heyecanlı geçecek. |
| 14 | yenmek | to win | verb | Takımımız bu maçı yenmek zor olacak. |
| 15 | kazanan | winner | noun | Yarışmayı kim kazanan merak ediyorum. |
| 16 | şampiyon | champion | noun | Takımımız bu yıl şampiyon oldu. |
| 17 | dövüşmek | to fight | verb | Spor salonunda dövüşmek için çalışıyorum. |
| 18 | yüzmek | to swim | verb | Yazın denizde yüzmek çok keyifli. |
| 19 | golf | golf | noun | Hafta sonu golf oynamaya gideceğiz. |
| 20 | vuruş | hit | noun | Oyun sonunda son vuruş yapıldı. |
| 21 | tekme | kick | noun | Köpek tekme attı. |
| 22 | macera | adventure | noun | Yaz tatilinde bir macera yaşamak istiyorum. |
| 23 | beyzbol | baseball | noun | O, beyzbol oynamayı çok seviyor. |
| 24 | gitar | guitar | noun | O, çok güzel bir gitar çalıyor. |
| 25 | tenis | tennis | noun | Yazın her hafta sonu tenis oynamayı severim. |
| 26 | basketbol | basketball | noun | Akşam basketbol oynamaya gideceğim. |
| 27 | tırmanmak | to climb | verb | Dağa tırmanmak için sabah erkenden yola çıktık. |
| 28 | antrenman | training | noun | Bugün futbol antrenman var, geç kalmamalıyız. |
| 29 | dinlenme | rest | noun | Yaz tatilinde dinlenme yapmayı planlıyorum. |
| 30 | çaylak | rookie | noun | O, yeni bir çaylak olarak işe başladı. |
| 31 | boks | boxing | noun | O, profesyonel bir boks yapıyor. |
| 32 | rekor | record | noun | Bu yarışta yeni bir rekor kırdım. |
| 33 | rekabet | competition | noun | İş dünyasında rekabet her zaman vardır, bu yüzden dikkatli olmalısın. |
| 34 | dansçı | dancer | noun | O, en iyi dansçı olarak tanınır. |
| 35 | lig | league | noun | Futbol lig bu yıl çok heyecanlı geçiyor. |
| 36 | sirk | circus | noun | Bu akşam sirk gösterisi var. |
| 37 | avlamak | to hunt | verb | Balık avlamak için gölde sabah erken gittim. |
| 38 | satranç | chess | noun | Arkadaşım ile satranç oynamayı seviyorum. |
| 39 | sörf | surf | noun | Yaz tatilinde sörf yapmayı planlıyorum. |
| 40 | hokey | hockey | noun | Kışın hokey oynamayı severim. |
| 41 | turnuva | tournament | noun | Bu yılki futbol turnuva çok heyecanlı geçecek. |
| 42 | kayak | ski | noun | Kışın kayak yapmayı çok severim. |
| 43 | yarışmak | to compete | verb | Bu yıl en iyi koşucu ile yarışmak istiyorum. |
| 44 | dalış | dive | noun | Denizde dalış yapmayı seviyorum. |
| 45 | tekmelemek | to kick | verb | Çocuklar topu tekmelemek için bahçede oynuyor. |
| 46 | yoga | yoga | noun | Her sabah yoga yaparak güne başlıyorum. |
| 47 | güreş | wrestling | noun | Spor salonunda güreş yapmayı seviyorum. |
| 48 | bowling | bowling | noun | Arkadaşlarımla bowling oynamaya gideceğiz. |
| 49 | oynatmak | to play | verb | Çocuklar parka gitmek ve top oynatmak istiyor. |
| 50 | sıçrama | jump | noun | Kedi yüksekten sıçrama yaparak yere indi. |
| 51 | alıştırma | exercise | noun | Dil alıştırma yapmak, öğrenmeyi kolaylaştırır. |
| 52 | şampiyonluk | championship | noun | Takımımız bu yıl şampiyonluk kazandı. |
| 53 | bilardo | billiards | noun | Arkadaşlarımla birlikte bilardo oynamak için bir masa kiraladık. |
| 54 | sporcu | athlete | noun | O, başarılı bir sporcu olarak tanınıyor. |
| 55 | karate | karate | noun | Çocuklar karate derslerine katılıyor. |
| 56 | boksör | boxer | noun | O, en iyi boksör olarak tanınan bir sporcudur. |
| 57 | kriket | cricket | noun | Arkadaşlarım kriket oynamayı seviyor. |
| 58 | şampiyona | championship | noun | Takımımız bu yıl şampiyona kazanmayı hedefliyor. |
| 59 | avlanma | hunting | noun | Bu bölgede avlanma yasaktır. |
| 60 | eğlendirmek | to entertain | verb | Arkadaşlarımı eğlendirmek için bir oyun buldum. |
| 61 | maraton | marathon | noun | Yarın bir maraton koşulacak. |
| 62 | stadyum | stadium | noun | Maç için stadyum çok kalabalık oldu. |
| 63 | jimnastik | gymnastics | noun | Her sabah jimnastik yaparak formda kalıyorum. |
| 64 | saklambaç | hide and seek | noun | Çocuklar bahçede saklambaç oynuyor. |
| 65 | kızak | sled | noun | Kışın kızak ile kaymak eğlencelidir. |
| 66 | olimpiyat | olympics | noun | Bu yılki olimpiyat oyunları çok heyecanlıydı. |
| 67 | avcılık | hunting | noun | Kışın avcılık yapmak için hazırlık yapmalıyız. |
| 68 | bovling | bowling | noun | Hafta sonu bovling oynamaya gideceğiz. |
| 69 | antrenör | coach | noun | Takımın antrenör yeni stratejiler geliştirdi. |
| 70 | dart | dart | noun | Arkadaşlarımla dart oynamayı seviyorum. |
| 71 | futbolcu | football player | noun | O, en iyi futbolcu olarak tanınıyor. |
| 72 | uçurtma | kite | noun | Çocuklar parka gidip uçurtma uçurmayı çok seviyor. |
| 73 | koşma | running | noun | Sabahları koşma yapmayı seviyorum. |
| 74 | atlet | athlete | noun | Spor salonunda bir atlet gördüm. |
| 75 | idman | training | noun | Her gün sabah idman yapıyorum. |
| 76 | atletik | athletic | adjective | O, çok atletik bir yapıya sahip. |
| 77 | yüzücü | swimmer | noun | O, uluslararası bir yüzücü olarak tanınıyor. |
| 78 | dalgıç | diver | noun | O, profesyonel bir dalgıçtır. |
| 79 | koşucu | runner | noun | Maratona katılan en hızlı koşucu o. |
| 80 | kaykay | skateboard | noun | Parkta kaykay ile kaymak çok eğlenceli. |
| 81 | voleybol | volleyball | noun | Yazın plajda voleybol oynamayı seviyorum. |
| 82 | oynayabilmek | to be able to play | verb | Bu oyunu oynayabilmek için biraz pratik yapmalıyım. |
| 83 | balıkçılık | fishing | noun | Yaz tatilinde balıkçılık yapmayı çok seviyorum. |
| 84 | dama | checkers | noun | Akşam dama oynamak için buluşalım. |
| 85 | kovalamaca | chase | noun | Çocuklar parkta kovalamaca oynuyorlar. |
| 86 | güreşçi | wrestler | noun | O, uluslararası bir güreşçi olarak tanınıyor. |
| 87 | klüp | club | noun | Spor klüp üyeliği aldım. |
| 88 | sörfçü | surfer | noun | Plajda bir sörfçü dalgalarla mücadele ediyordu. |
| 89 | smaç | slam | noun | Basketbol maçında harika bir smaç yaptı. |
| 90 | atletizm | athletics | noun | Okulda atletizm dersleri çok eğlenceli geçiyor. |
| 91 | koşturmak | to run around | verb | Çocukları parka koşturmak istiyorum. |
| 92 | müsabaka | competition | noun | Bu yılki müsabaka çok heyecanlı geçecek. |
| 93 | rövanş | rematch | noun | Takım, kaybettiği maçın rövanşını almak istiyor. |
| 94 | pilates | pilates | noun | pilates dersi almak istiyorum. |
| 95 | kaleci | goalkeeper | noun | Takımın kaleci maçı kazandırdı. |
| 96 | yarışçı | competitor | noun | O, uluslararası bir yarışçı olarak tanınıyor. |
| 97 | olimpik | olympic | adjective | Bu yıl olimpik oyunları Tokyo'da yapılacak. |
| 98 | tepmek | to kick | verb | Kedim topa tepmek çok seviyor. |
| 99 | judo | judo | noun | O, judo derslerine katılıyor. |
| 100 | avlama | hunting | noun | Bu bölgede avlama yasaktır. |
| 101 | hokkabazlık | juggling | noun | Onun hokkabazlık yetenekleri herkesin dikkatini çekti. |
| 102 | dağcı | mountaineer | noun | O, profesyonel bir dağcıdır. |
| 103 | eskrim | fencing | noun | O, eskrim sporunu çok seviyor. |
| 104 | salıncak | swing | noun | Bahçede bir salıncak var, çocuklar orada oynuyor. |
| 105 | zıplama | jumping | noun | Köpek zıplama yeteneği ile dikkat çekiyor. |
| 106 | dövüşme | fighting | noun | Onlar parkta dövüşme konusunda anlaştılar. |
| 107 | pinpon | ping pong | noun | Arkadaşlarımla pinpon oynamayı seviyorum. |
| 108 | maceralar | adventures | noun | Yaz tatilinde birçok maceralar yaşadık. |
| 109 | sportif | sporty | adjective | O, çok sportif bir yaşam tarzına sahip. |
| 110 | oynaşmak | to play around | verb | Kedim sürekli benimle oynaşmak istiyor. |
| 111 | patinaj | skating | noun | Kışın patinaj yapmayı çok severim. |
| 112 | binici | rider | noun | Yarışta en hızlı binici önde gidiyor. |
| 113 | snowboard | snowboard | noun | Kış tatilinde snowboard yapmayı planlıyorum. |
| 114 | bateri | drum | noun | Müzik grubunda bateri çalıyorum. |
| 115 | binicilik | equestrianism | noun | Yaz aylarında binicilik dersleri almak için kayıt oldum. |
| 116 | kendo | kendo | noun | Spor salonunda kendo dersi alıyorum. |
| 117 | samba | samba | noun | Bu dans samba çok eğlenceli. |
Yarış means race, a contest usually about speed, such as running or driving, while yarışma means competition, a broader term that can cover quizzes, talent shows, or sporting contests. Learn them as a pair so you notice which context each one fits.
No. Maç means match and refers to a specific game between two teams or players, while oyun means game in a more general sense, including the idea of playing itself. Oynamak (to play) is the verb linked to oyun.
Beyzbol is a borrowed word written to fit Turkish spelling and pronunciation, so it reflects how "baseball" sounds in Turkish rather than the English spelling; tenis works the same way. Typing these words out a few times helps you remember the Turkish form instead of defaulting to English.
Learn Turkish · Words · Nouns · Verbs · Adjectives · Adverbs · Catalan vs Turkish: nearly identical words · Czech vs Turkish: nearly identical words · Danish vs Turkish: nearly identical words · Dutch vs Turkish: nearly identical words · Finnish vs Turkish: nearly identical words · French vs Turkish: nearly identical words · German vs Turkish: nearly identical words · Indonesian vs Turkish: nearly identical words · Italian vs Turkish: nearly identical words · Norwegian vs Turkish: nearly identical words · Polish vs Turkish: nearly identical words · Portuguese vs Turkish: nearly identical words · Romanian vs Turkish: nearly identical words · Spanish vs Turkish: nearly identical words · Swedish vs Turkish: nearly identical words · How many Turkish words do you need? · Turkish words you already know · Turkish City & Places vocabulary · Turkish Talking & Communication vocabulary · Turkish Art & Culture vocabulary · Turkish Describing Things vocabulary · Turkish Emotions & Personality vocabulary · Turkish Family & People vocabulary · Turkish Food & Drink vocabulary · Turkish Health & the Body vocabulary · Turkish Home & Daily Life vocabulary · Turkish Money & Finance vocabulary · Turkish Nature & Animals vocabulary · Turkish Numbers & Quantities vocabulary · Turkish School & Learning vocabulary
Free forever · No card · No password